18 MART 2026 ÇARŞAMBA

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR, SEVGİ İLE KUCAKLIYORUM.... İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR, SEVGİ İLE KUCAKLIYORUM...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






18 MART 1915 DENİZ SAVAŞI MIYDI? KAZANDIĞIMIZ BİR DENİZ ZAFERİ MİYDİ?
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Çanakkale’de kazanılan zaferler Alman emir ve kumandasının değil, Türk erinin cevherini kavrayabilmiş Türk komutanlarının eseridir. Gazi Mustafa Kemâl Atatürk (1916)

 17 Mart 2026 Salı 

Bugün 18 Mart 2026. Çanakkale’de 111 yıl önce dünyanın en büyük donanmasını boğazdan püskürttüğümüz muhteşem zaferimizi tüm yurt sathında milletçe gururla kutluyoruz. Bize bu zaferi armağan eden aziz şehitlerimiz ve gazilerimizi rahmetle anıyoruz. Ruhları şad olsun.

Bir yıla yakın bir süredir Gelibolu’da ikamet ediyorum ve Çanakkale 1915 savaş alanlarında yazacağım iki kitap ile ilgili saha araştırması yapıyorum.

Çanakkale Boğazını kolayca geçerek Marmara’dan Osmanlı’nın başşehri İstanbul’a ulaşacaklarını planlayan İngiltere önderliğindeki İttifak güçlerinin yenilmez denilen donanması 18 Mart 1915’te büyük bir bozguna uğrayarak geri çekilmek zorunda kalmıştı. Ve 18 Mart akşamı boğazın donanma ile geçilemeyeceği anlaşılmıştı. Şimdi karadan saldırı ile boğazın gerisine düşüp Marmara’ya ulaşacakları bir kara harekatı planlayıp uygulayacaklardı.

Çocukluğumdan beri hatırlarım. 18 Mart 1915’i biz hep Deniz Zaferi olarak adlandırmışız ve öyle kabullenmişiz. Oysa 18 Mart, iki donanmanın denizde karşı karşıya geldiği bir deniz savaşı değildi. Düşman denizden donanma topçusu ile saldırmıştı ama karşısında bizim donanmamız yoktu. Deniz topçumuzda yoktu. Biz bu yenilmez armadayı boğazı kapatan mayın kuşakları, Nusret Mayın gemisinin döktüğü 26 mayın ve nihayet kara topçumuzun başarılı ateşleri ile durdurmuştuk.

Savaş deniz ve kara topçusu arasında geçmiştir. Sonuçta kara topçusu zaferi kazanmıştır. O halde 18 Mart Zaferinin adı “DENİZ ZAFERİ” değil “18 MART 1915 TOPÇU ZAFERİ” olmalıdır. Yahut sadece “18 MART ZAFERİ” olarak kalmalıdır.

Ben tarih ilmi almış, Harp Akademisinde hocalık yapmış ve 15 yıl Genelkurmay Türk Askeri Tarih Genel Kurulu üyeliğinde bulunmuş kurmay bir topçu subayı olarak sınıfımın hakkını vermek istiyorum ve bu zafere "TOPÇU ZAFERİ" adını koymalıyız diyorum.

Bu konudaki ilk araştırmalarımı literatür üzerinden yaptım. 13 Mart 2026 tarihinde yayımlanarak okuyucuların hizmetine sunduğum ”SEDDÜLBAHİR KALESİ” kitabımda bu tezimi açıklamaya çalıştım. Bu kitaptan aldığım ilgili bölüm aşağıya çıkarılmıştır. İlgilenenlerin hizmetine sunuyorum.

Sonuçta ben Tahir Tamer Kumkale olarak 18 Mart 1915 günü ile ilgili olarak bundan sonra yapacağım konuşma ve yazılarımda “18 MART TOPÇU ZAFERİ ifadesini kullanacağımı da bildirmek istiyorum.
-----------------------------------------------------------------------
“18 MART TOPÇU ZAFERİ” KONUSU İLE İLGİLİ OLARAK DR. TAHİR TAMER KUMKALE’NİN “SEDDÜLBAHİR KALESİ” KİTABININ "116-130’ CU " SAYFALARI AŞAĞIYA ÇIKARILMIŞTIR

İtilaf Devletleri Savaş Konseyi 28 Ocak 1915 tarihli oturumunda deniz harekatını karara bağlanmıştır. Konsey tutanağında harekatın amacı şöyle; “Bahriye Nazırlığı, hedef İstanbul olmak üzere, Gelibolu Yarımadası'nı zapte-decek deniz harekatına Şubat ayı içinde başlayacaktır.”

18 Mart 1915; düşman donanmasının Çanakkale Boğazını geçmeye teşebbüs edip elindeki tüm deniz araçları ve deniz topçu gücünü kullanmasına rağmen boğazdan geçemeyip ağır zaiyat verip geri döndüğü gündür. Peki bu bir zafer midir? Evet büyük bir zaferdir.

Dünyanın o güne kadar gördüğü en büyük donanma ve en büyük ateş gücünün Çanakkale Boğazında tıkanıp kaldığı ve başarısız olduğu bir deniz harekatıdır.

Burada yıllardır dikkatimi çeken ve bana yanlış gelen bir hususun düzeltilmesi gerektiğini düşünüyorum. 18 Mart 1915 tarihimize “Çanakkale Deniz Zaferi” olarak girmiştir. Oysa Osmanlı Devleti; savaşın tarafı olmasına rağmen bu savaşta Nusret Mayın Gemisinin faaliyeti ve boğazı kapatan deniz mayın kuşakları dışında deniz kuvvetlerini değil, kıyıdaki müstahkem mevkilerdeki kara topçusunu kullanmıştır.

Buradaki savaş düşman Deniz Kuvvetleri unsurları ile Osmanlı Kara Kuvvetleri topçusu arasında geçmiştir. Yani bu zafer doğrudan Osmanlı topçu sınıfının zaferidir. Kanaatimce burada yeni bir isimlendirme yapmak gerektiğini, ve 18 Mart Deniz Zaferi yerine 18 Mart 1915 Topçu Zaferi kavramını kullanmanın daha gerçekçi olacağını değerlendiriyorum.

1354 yılında Gazi Süleyman Paşa’nın Gelibolu’yu zaptından sonra boğazların korunması daima gündeme gelmiştir. İlk ciddi kaleleşme ve kale topçusu yapılanması Fatih Sultan Mehmet’in İstanbulu fethinden sonra başlamıştır. Çanakkale Boğazı’nın en dar yerinde Boğazın Kilidi anlamına gelen Kilitbahir Kalesi 1462’de boğazın Trakya bölümünde kurulmuştur. Tam karşısına Anadolu yakasında ise Çimenlik Kalesi (Kale-i Sultaniye) yine Fatih Sultan Mehmet tarafından inşa ettirilmiştir.

Bu kaleleri 1659’da KUMKALE ve SEDDÜLBAHİR Kaleleri’nin inşaası takip etmiştir. Tüm bu kaleler boğazın temel savunma kuruluşlarıdır ama aslında her biri topçu mevzileridir. Görevi boğazdan geçecek düşman gemilerini görerek topçu ateşleri ile batırmaktır.

Konuya böyle girdiğimizde de düşmanın karaya asker çıkartıp 25 Nisan 1915’te kara muharebelerine başlamadan önce yapılan savaşın tamamen gemiden karaya ve karadan gemilere karşı yapılan çok yoğun bir topçu muharebesi olduğu görülecektir.

Sultan II’nci Abdülhamid Han, başkent İstanbul’u, Çanakkale Boğazı’nı ve İzmir Limanını korumak üzere Alman Krupps Fabrikalarından tam 33 adet ağır top satın almıştır. Bu topların 19 tanesi Çanakkale Boğazındaki kale ve tabyalara, 10 tanesi İstanbul Boğazı Müstahkem Mevki Komutanlığı birliklerine ve 4 tanesi de İzmir Körfezi’nin savunması için İzmir Körfezi kıyılarında mevzilendirilmiştir. Aslında 18 Mart Deniz Zaferi olarak adlandırdığımız gün zaferi kazananlar işte bu toplardır.

Konuyu böylece topçumuzun zaferine bağladıktan sonra Sultan II’nci Abdülhamid’in kıyılarımızın ve denizlerimizin korunması için yaptığı bazı güçlendirme çalışmalarına da özet olarak değinmek isterim.

Bundan sonra Çanakkale’de tarihi bir görev başaran Alman Krupps Topları ve Krupps fabrikaları hakkında çok detaya girmeden bilgi vererek Çanakkale’nin kapısının önce şanlı topçularımız tarafından kapatıldığını, bilahare kara birliklerimizin muhteşem kara savunması ile Çanakkale Direniş Destanı’nın yaratıldığını vurgulamak isterim.

SULTAN II. ABDÜLHAMİD’İN ORDU VE DONANMA’YI GÜÇLENDİRME ÇALIŞMALARI:

II. Abdülhamid kendinden önceki Osmanlı Padişahlarının takip ettiği Osmanlı'nın Çanakkale'deki tabyalarını ve savunma birliklerini güçlendirme politikasını aynen takip etmiş ve mevcut tabyaların elden geçirilmesi yanında, yeni ek tabyalar inşa ettirmiştir. Bu güçlendirme faaliyeti I’inci Dünya Savaşı'nda Çanakkale Zaferinin kazanılmasındaki etkenlerden biri olmuştur. Ertuğrul, Orhaniye, Rumeli ve Anadolu Hamidiye tabyaları onun tarafından inşa ettirilmişti. Sultan Abdülmecid döneminde yaptırılan Bolayır Yıldız, Bolayır Merkez, Bolayır Ay, Anadolu Mecidiye, Nara, Değirmenburnu, Namazgah, Bozcaada Tabyaları; IV. Mehmed döneminde yaptırılan Seddülbahir ve Kumkale; Fatih Sultan Mehmed döneminde yaptırılan Kale-i Sultaniye ve Kilitbahir kaleleri II’nci Abdülhamid döneminde elden geçirildi ve yenileştirildi.

1878'de Osmanlı Devleti’nin yenilgisiyle sonuçlanan 93 Harbi'nden sonra, Kıbrıs ve Mısır'ın İngilizler, Tunus'un Fransızlar tarafından işgali, Habeş vilayetlerinin elden çıkması sonrasında Sultan II. Abdülhamid, Osmanlı ordusunun modernleşmesi ve ekonomik askeri yardımlaşma için Almanya ile işbirliği yapmaya karar verdi. İlk olarak Albay Otto Köhler (Kahler) başkanlığında bir Alman subaylar kurulu İstanbul'a geldi. 1885 yılında Albay Köhler'in ölümü üzerine kendisine Müşir (Mareşal) rütbesi verilen Baron Von Der Goltz Paşa başkanlığındai subaylar grubu bu görevi devraldı. Goltz Paşa bu dönemin, Türk askeri eğitim tarihinin önemli kişilerinden biri olarak İstanbul'da faaliyetine devam etti. Von Der Goltz, Türk generallerinin günümüze kadar dayanan, herkesten daha çağdaş yöntemlerle eğitilmiş olma ve en yeni askerî teknolojileri takip etme bilincinin temel taşını meydana getirdi. Askerî okullarda köklü düzeltmeler gerçekleştirip genç subayların yetiştirilmesi için ön koşulları saptadı. Goltz özellikle genç subayların eğitiminde etkin rol oynadı.

Ancak Goltz'un çalışması da önemli engellerle karşılaştı. Yabancı bir uzmana ne kadar yüksek rütbe ve unvanlar verilse de güven tam değildi. Kendisi de Almanya'ya günü gününe Osmanlı’nın ve Sultan'ın durumunu bir casus gibi haber vermekteydi.

Yine Von Der Goltz tarafından II. Abdülhamid, ordu üzerinde yeterli reformları yaptırmadığı ve önerileri dinlemeyip rafa kaldırdığı ifade edilip ağır şekilde eleştirilmiştir. Öte yandan Von Der Goltz ve Alman subaylar, Osmanlı ordusunu geliştirmekten çok Alman silah sanayi ve acentelerinin temsilcisi olmakla ve Türk Silah Sanayisinin gelişmesini engellemek ile suçlandılar. Fakat tüm bunlara rağmen Von Der Goltz, Osmanlı tarafından Kahler'den ve gelen diğer Alman subaylardan daha fazla sevilip sayıldı. Goltz Paşa 10 yılı aşan ilk çalışma döneminde, Harbiye Mektebinde ders kitabı olarak okutulmak üzere, 4000 sayfadan fazla Türkçe broşür ve ders kitabı yayınladı. Özellikle eğitim gören genç subaylar ve subay adaylarını etkilemeyi bildiğinden, bu gruplarda da Alman hayranlığı yarattı.

Ancak Von Goltz'un üzerinde çok fazla durduğu askerlerin sivil siyasete karışmama ilkesini aşılamakta başarılı olamadığı, Bâb-ı Âli Baskını ile ortaya çıkmıştır. Osmanlı subayları arasında siyasi faliyetler devamlı ilgi çekmiştir. Ve bunun zararı çok ağır şekilde Balkan Harbinde görülmüştür.

KRUPP FABRİKALARI ve OSMANLI TOPÇUSU:

(Krupp Firması, Çanakkale Savaşları Ansiklopedisi, Fahri Türk’ün Kaleminden)
Almanya’nın meşhur Krupp Silah Firması, 1811’de Friedrich Krupp (1787-1826) tarafından kuruldu. O zaman Krupp, küçük bir çelik döküm fabrikasıydı. Friedrich'in oğlu Alfred Krupp, (1812-1887) fabrikayı büyüterek dünyanın en büyük çelik döküm fabrikası haline getirdi. Ayrıca silah imalatına da başladı. Kömür ve demir madeninden başlayarak çelik üretimine kadar bütün işlemler tek elden yapılmaya başlandı.

19’uncu yüzyılın ikinci yarısından itibaren Krupp, Mavzer ve Löwe gibi Alman silah üreticileri Osmanlı ordusunun teçhiz edilmesinde önemli görevler ifa etmişlerdir. Bu firmalar arasında Krupp hiç kuşkusuz çok önemli bir yer işgal etmiştir. Çünkü bu top üreticisi Osmanlı ordusunun tahkimatına ciddi katkılar sunduğu gibi Cumhuriyet döneminde de Türkiye’nin sanayileşmesine destek veren önemli aktörler arasında yer almıştır. Versay Antlaşması gereğince silah ve mühimmat üretimi yasaklanan Krupp firması, 1933 yılında Nazilerin iktidara gelişlerini müteakiben tekrar silah ve mühimmat satışına yönelmiş ve dolayısıyla bu dönemde de Türkiye’yi silah ve mühimmat ile teçhiz etmiştir. Krupp firması, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ise sivil alanda Türkiye’nin sanayi kalkınmasına omuz vermiştir.

Osmanlı Devleti’nde görev yapan Freiherr Colmar, Von Der Goltz gibi Alman subayları Almanya’nın askerî sisteminin Türk ordusunda benimsenmesinde önemli görevler ifa etmişlerdir. Bu minvalde Von Der Goltz, Krupp toplarının Türk topçu birliklerinde benimsenmesinde ve Mavzer tüfeklerinin Türk ordusunda piyade tüfeği olarak kabul edilmesinde yeri doldurulamayacak bir görev ifa etmiştir. Bu şartlar altında Krupp firmasının İstanbul’a 1861 yılında ilk numunelik topu göndermesinden sonra Almanya’nın Essen şehrinde üretilen tüm toplar, peyderpey Osmanlı ordusunun topçu birliklerinin vazgeçilmez levazımlarından birisi haline gelmiştir. Aşağıda görüleceği üzere 19’uncu yüzyılın sonlarına doğru Krupp firmasından ithal edilen topların önemli bir kısmı, İstanbul ve Çanakkale Boğazlarının tahkim edilmesinde ve savunmasında hizmete sokulmuştur.

Von Der Goltz; söz konusu su yollarının tahkiminde, ordunun yeniden teşkilatlandırılmasında, ve silah alım komisyonlarında görev yaptığı için genelde Türkiye ve Almanya arasındaki askerî ilişkilerin özelde ise silah ticaretinin gelişip güçlenmesine önemli katkılar sağlamıştır. Söz gelimi Von Der Goltz Paşa Çanakkale Boğazı’nın tahkim edilmesi amacıyla 1885 yılında Krupp firmasına çok sayıda ağır top siparişi verilmesinde etkili olmuştur. Diğer yandan Krupp toplarının devreye sokulduğu diğer bir yer ise İstanbul Boğazı olarak öne çıkmıştır.

Ayrıca Von Der Goltz boğazların savunmalarının güçlendirilmesi maksadı ile torpido oluşturulmasını da salık vermiştir. Tahmin edilebileceği üzere bu torpidoların yapımı gene bir Alman firması olan Schichau Tersanelerine tevdi edilmiştir. Bu şartlar altında 1880’li yılların sonuna gelindiğinde Türkiye Krupp firmasına muhtelif modellerde ve çaplarda binin üzerinde top siparişi vermiştir.

Boğazların Krupp damgası taşıyan toplarla teçhiz edilmesi gerçeğine yakından bakıldığında aşağıdaki değerlendirmeyi yapmak mümkündür; Osmanlı Hükûmeti, İstanbul ve Çanakkale Boğazlarının tahkim edilmesi amacıyla 1873 yılında farklı modellerde ve çaplarda 834 adet sahra ve kıyı topu siparişi vermiştir. Bunların 334’ü sahra topu iken, geri kalan 500 adedi ise kıyı savunma topu olarak kayıtlara geçmiştir. Son anılan top çeşidinin ezici çoğunluğu ise daha sonraki yıllarda İstanbul ve Çanakkale Boğazlarının tahkim edilmesinde devreye sokulmuştur.

Söz konusu dönemde Osmanlı Devleti’nin vermiş olduğu bu yüklü top siparişi mali kriz içerisinde bulunan Krupp firmasının tekrar ayağa kalkmasını sağlamıştır. Diğer bir ifadeyle bu siparişler yardımıyla Alfried Krupp ve oğlu Frederich Alfred Krupp, firmalarının varlığını idame ettirme şansı yakalamışlardır. Diğer yandan ise Osmanlı Harbiye Nezareti Çanakkale Boğazı’ndaki Kumkale Kalesi ve Seddülbahir Kalesi’ni 1881 yılında tamamen yenileyerek burasını 70 adet yeni top ve 12 adet havan ile tahkim etmiştir. Ancak bu mekânlarda konuşlandırılan topların sadece küçük bir kısmını Krupp yapımı silahlardır. Çünkü Krupp markasını taşıyan top ve obüslerin önemli bir bölümü İstanbul Boğazı’nın tahkimi için görevlendirilmiştir..

Söz konusu dönemde boğazların tahkim edilmesi yabancı basının da gündemine çok sık olarak girmiştir. Şöyle ki Allgemeine Schweizerische Militaerzeitung adlı askerî gazetede 1896 yılında yayımlanan bir makalede Çanakkale Boğazı’nda yer alan kalelerde yapılan tahkimat ve bu mekânların silahlandırılması ayrıntılı olarak gözler önüne serilmiştir. Bu tahkimatları müteakiben Osmanlı Devleti ve Krupp firması arasında Haziran 1885’te 428 adet sahra topu, 60 adet havan topu ve 29 adet kıyı topu olmak üzere toplam 517 adet top alımını öngören bir anlaşma imzalanmıştır. İşte bu ihale kapsamında sipariş verilen 7 adet 35,5 cm çapında kıyı topunun dört tanesi İstanbul, üçü Çanakkale boğazlarında konuşlandırılmıştır.

Diğer yandan Almanlar 2 Ağustos 1914 tarihinde imzalanan ittifak anlaşması gereğince Osmanlı Devleti’ne yüklü miktarda silah ve mühimmat sevk etmişlerdir ki bunların arasında muhtelif modellerde ve çaplarda 561 adet dağ, sahra ve havan topları yer almıştır. Bunlar da Krupp damgasını taşıyan toplardan meydana gelmiştir. Bu husus Çanakkale Savaşları döneminde yapılan Alman yardımları kapsamına girmektedir.

Çanakkale Boğazı’nın müdafaasından sorumlu olan Çanakkale Müstahkem Mevkii Kumandanlığı bünyesinde bulunan tabyalara ek olarak, 2’nci Ağır Topçu Tugayı kuruluşunda görev yapan 3’üncü, 4’üncü ve 5’inci Ağır Topçu Alayları, Çanakkale Boğazı’nın her iki yakasında mevzilenmiştir. Muharebeler sırasında tahkimatların güçlendirilmesi için getirilen alaylara destek olmak için 8’inci Ağır Topçu Alayı da Çanakkale’ye gönderilmiştir. Diğer taraftan Çanakkale Cephesi boyunca sabit, büyük kalibreli ve ateş gücü yüksek sahil topları ile teçhiz edilen tabyaların yanında daha küçük çaplı ama hareket kabiliyeti yüksek olan obüslerle donatılmış hafif bataryalar da kullanılmıştır. Böylelikle İtilaf Devletleri donanmasının boğazı geçmesine mani olunmaya çalışılmıştır. İki farklı sistemde top kullanmak suretiyle de ateş gücünden azami fayda sağlanmaya gayret edilmiştir.

Çanakkale’de Krupp firmasının üretimi olan topların modelleri, mevkileri ve adetleri aşağıda verildiği gibidir:

BATARYALAR:
3’üncü Ağır Topçu Alayı:
Dardanos Tabyada 5 adet 150/40, Kepez’de 3 adet 57/40, 3 adet 75/40 ve 6 adet 87/24, Akyarlar’da (Anadolu Mecidiye) 6 adet 57/40, 4 adet 75/40 topla mevziler Nisan 1915’te savaşa hazır hale getirilmiştir. Ayrıca Akyarlar ’da 4 adet 150/26 ve 4 adet 87/24 vardır.

4’üncü Ağır Topçu Alayı:
Havuzlar’da 6 adet 87/24 (Mantelli), Yıldız’da 6 adet 150/26 (Havan), 4 adet 210/6,4 (Havan), Soğanlıdere’de 4 adet 87/24 (Mantelli), Tengerdere’de 10 adet 210/6,4 (Havan), Baykuş’da (Rumeli Mesudiye Bataryası) 3 adet 150/45, Tekealtı’da 4 adet 87/24 (Mantelli) ve yine Baykuş’da (Muin-i Zafer) 4 adet 75/40, Kumburnu’nda 6 adet 47/40, Soğanlı’da 6 adet 47/40.

8’inci Ağır Topçu Alayı:
Tenger Bölgesi’nde 12 adet 150/10,8 (Adi Ateşli Obüs), Eskihisarlık’ta 6 adet 120/11,6 (Obüs), Erenköy Dolaylarında 12 adet 150/10,8 (Adi Ateşli Obüs).

Numune Taburu:
Karantina Dolaylarında 8 adet 150/10,8 (Adi Ateşli Obüs) ve 8 adet 150’lik obüslere ek olarak 2 obüsten müteşekkil 120/11,6, bir de obüs takımı mevcuttur.

TABYALAR:
- Nara Tabyası’nda: 1 adet 260/22 ve 6 adet 240/22
- Mecidiye Tabyasında: 2 adet 280/22, 3 adet 260 /22, 3 adet 240/22, 1 adet 210/22 ve 6 adet 210/6,4 havan
- Çimenlik Tabyası’nda 1 adet 355/35, 1 adet 355/22, 1 adet 240/22 ve 1 adet 210/22
- Hamidiye Tabyası’nda: 2 adet 255/35, 7 adet 240/35,
- Kumkale Tabyası’nda: 2 adet 280/22, 2 adet 260/22, 2 Adet 240/22, 1 adet 210/22 ve 1 adet 150/26,
- Orhaniye Tabyası’nda: 2 adet 240/35,
- Ertuğrul Tabyası’nda 2 adet 240/35,
- Seddülbahir Tabyası’nda: 2 adet 280/22, 2 adet 260/22, 2 adet 240/22, 6 adet 150/6,4 havan ve 6 adet 87/24,
- Yıldız Tabyası: 4 adet 210/6,4 havan ve 6 adet 150/26,
- Rumeli Mecidiye Tabyası: 2 adet 280/22, 4 adet 240/35
- Rumeli Hamidiye Tabyası’nda: 2 adet 335/35,
- Namazgah Tabyası’nda: 2 adet 260/22 kızaklı top, 2 adet 240/35 kızaklı top, 5 adet 240/22 ve 7 adet 210/22,
- Değirmen Burnu Tabyası: 6 adet 240/22, 1 adet 210/22

18 MART 1915, DÜŞMAN DONANMASI İLE DENİZDEN ÇANAKKALE BOĞAZINDAN GEÇMEYE ÇALIŞIYOR:

İtilaf Devletleri’nin ilk deniz harekatı 19 Şubat 1915 tarihinde başladı. 13 Mart 1915’e kadar düşman gemileri bağazın iki yakasındaki Osmanlı tabyalarını top ateşine tuttu, mayın tarama gemileri mayın kuşaklarını tespit ve temizlemeye çalıştı. Çanakkale Boğazını denizden güçlü donanmaları ile zorlayarak geçebileceklerine inanmış olan düşman kuvvetlerinin, kararlı ve dirençli bir karşılık görmeleri işlerinin o kadar da kolay olmadığını gösteriyordu. Bir ay boyunca süren binlerce mermi atışının ardından sahil boylarındaki tabyalar üzerinde hiç bir olumlu gelişme elde edemedikleri bir gerçektir.

İtilaf devletleri, kısa bir aradan sonra asıl saldırıyı 18 Mart 1915’te gerçekleştirmiştir. Bu defa hedefleri, Çanakkale Boğazı'nın sadece 1 mil genişliğindeki en dar noktasıdır. Amiral John de Robeck komutasındaki 16 savaş gemilik dev donanma Çanakkale Boğazını zorla geçmeye çalışmıştır. Ancak deniz topçu ateşleriyle Anadolu ve Rumeli kıyılarını hallaç pamuğu gibi atarak taş taş üstünde bırakmayan dev armada boğazı kapatan mayın kuşaklarında hiç bir gedik açamamıştır.

İşte savaşın bu en hareketli anında ve geri dönüş manevrası yaptıkları boğazın en geniş yeri olan Karanlık Limanın ağzında giren gemiler büyük sürprizle karşılaşmışlardır. Hiç beklemedikleri bir anda aldıkları mayın darbeleri ile dev muharebe gemileri birbiri ardından sulara gömülmeye başlamıştır.

Türk tarihine deniz zaferi olarak kaydedilen ama aslında deniz ve kara topçusunun birbirleriyle kıyasıya mücadele ettikleri 18 Mart Boğazı denizden geçmeye yönelik harekat özetle şöyledir;

Plâna göre; 18 Mart sabahı 2 deniz tümeninden oluşan düşman filosu boğazda belirdi. Filonun en güçlü gemilerinden oluşan 1. Tümene bizzat Amiral de Robeck tarafından kumanda ediliyordu.

QUEEN ELIZABETH, AGAMEMNON, LORD NELSON zırhlı muharebe gemisi ve INFLEXIBLE kruvazöründen oluşan 1’inci Tümen, saat 10:30’da boğazdan içeri girdi. Filonun önündeki muhripler savaş alanını tarıyorlardı. Plânlanan noktaya ulaşıldığında QUEEN ELIZABETH’in hedefi Rumeli Mecidiye Tabyası, LORD NELSON’un hedefi Namazgah Tabyası, INFLEXIBLE zırhlısının hedefi ise Rumeli Hamidiye Tabyası idi. “A Savaş Hattı” olarak adlandırılan bu plân 11:30’da uygulanmaya başlandı. Tam o saatte adı geçen merkez tabyalarına yoğun deniz topçusu ateşleri başladı.

Bu arada düşman gemileri Kumkale’den gelen topçu ateşinin tesiri sahası içine girmişlerdi. Obüslerden ateş yağıyordu ama mesafe uzak olduğundan Türk bataryaları savaş gemilerine karşılık veremiyordu. Saat 12:00 sularında Çimenlik, Rumeli Hamidiye ve Anadolu Hamidiye tabyaları ateş altına alınmıştı.

B Hattı olarak adlandırılan ve Amiral Guepratte komutasında olan 3’üncü Tümen; SUFFREN, BOUVET, GOULOIS, CHARLEMAGNE isimli dört Fransız gemisiyle TRIUMPH ve PRINCE GEORGE adlı iki İngiliz muharebe gemisinden oluşuyordu. Plâna göre bu tümen 1’inci tümenin arkasından harekete geçti ve B hattı önündeki yerini aldı. Yavaş yavaş yaklaşan gemiler Türk bataryalarından düşen mermi ateşi altında B hattına vardılar. Şiddetli yapılan karşılıklı topçu ateşi çatışmalarında karadaki Osmanlı bataryaları tamamen sustuysa da merkez bataryalarda sağlam kalan toplar ateşe devam ediyordu.

3’üncü Tümene ait olan iki İngiliz gemisi TRIUMPH ve PRINCE GEORGE, A hattının uç kenarlarında yerlerini almışlardı. Hedeflerinde ise Rumeli yakasındaki Mesudiye ve Yıldız Tabyaları vardı.

Rumeli merkez bataryaları çok yoğun geçen ateş altında darmadağın olmuştu. Plânın ikinci aşamasında ise Türk bataryaları üzerinde yeteri kadar üstünlük sağlanabilirse Albay Hayes Sadler komutasındaki 2’nci Tümen gemileri harekete geçeceklerdi. OCEAN, IRRESISTIBLE, ALBION, VENGEANCE, SWIFTSUN ve MAJESTIC’ten oluşan 2’nci Tümen, 3’üncü Tümenin yerini alacak ve B Hattından son olarak yakın muharebe yapılarak tabyalar içinde olmayıp sadece mayın kuşaklarını savunan münferit tek toplar tahrip edilerek bombardımandan hemen sonra mayın tarama işlemlerine başlanacaktı.

Fakat 3’üncü Tümenin yerini alacak olan 2’nci Tümen gelmeden önce beklenmedik bir şey oldu. Saat 14:00’e doğru ağır yara alan SUFFREN büyük bir hızla boğazı terk etmekteydi ve diğer yaralı BOUVET’de onu izlemekteydi. A hattını geçmek üzereyken Fransız gemisi BOUVET’de iki patlama oldu ve Anadolu Hamidiye tabyasının ateşleri altındayken 3 dakika içinde battı.

Donanmanın komuta heyetinde derin şaşkınlık yaşanıyordu. QUEEN ELIZABETH ve AGAMENNON dışındaki bütün gemiler ateşi kestiler. Denizden insan toplamaya başladılar. Muhripler, istimbotlar ve diğer gemiler personeli kurtarmaya gittiklerinde sadece 20 kişiyi kurtarabilmişlerdi. 603 kişi sulara gömülerek ölmüşlerdi.

Bu arada saat 12:30 sularında GOULOIS isabet almış ve ağır yaralarla boğazı terk ediyordu. 15:30 sularında mayına çarpan INFLEXIBLE’ın durumu da çok kötü idi. Ama yoğun çabayla destek almadan Bozcaada’ya ulaşmıştı. 2’nci Tümenin İngiliz gemileri, 3’üncü Tümenin yerini aldığında karşılaştıkarı manzara işte buydu.

Gemiler saat 14:30’da ateşe başlayarak 10 yardaya kadar sahile yaklaştılar.

Namazgah tabyasına bomba yağdırıyorlardı. Saat 15:00’te Rumeli Hamidiye daha sonra da Namazgah Tabyaları aldığı isabetlerle tamamen savaş dışı kalarak susturulmuştu.
Anadolu Hamidiye tabyası ise fazla hasar görmemişti ve IRRESISTABLE’a ateş ediyordu. Saat 15:14 olduğunda IRRESISTABLE’ın yanında korkunç bir patlama duyuldu. Saat 16:15’te tabyalardan uzaklaşmak isterken mayına çarptı. Bu bölgede bir gece önce Nusret’in Mayın gemisinin döktüğü 26 döktüğü mayın hiç hesapta yokken can almaya başlamıştı.

Bölgenin mayınlı olduğunu yeni anlayan Amiral de Robeck 2’nci Tümenin geri çekilmesi için emir verdi. 18:05’te geri çekilirken OCEAN zırhlısı da mayına çarpmıştı. Güçlü top ateşine rağmen OCEAN’ın personeli muhripler tarafından boşaltıldı.

Buraya bir gece önce küçük NUSRET mayın gemisi, Karadenizden toplanan 26 mayını kıyıya paralel olarak boğazın en geniş yeri olan ve gemilere dönüş manevrası imkanı veren Karanlık limanın ağzını örtecek şekilde döşemişti ve bundan düşmanın haberi yoktu. Bu mayınlar İngiliz HMS OCEAN, HMS IRRESISTABLE ve Fransız BOUVET gemilerini Karanlık limana gömmüştür. Ayrıca INFLEXIBLE ile Fransız SUFFREN ve GAULOIS çok ağır hasar almıştır. 18 Mart’ta Rumeli yakasında Seddülbahir ve Ertuğrul tabyaları ile Anadolu yakasındaki Kumkale ve Orhaniye tabyaları tahrip edildi. Boğaza giriş kapıları aralanmıştı ama henüz inisiyatif Osmanlı’da idi.

Sonuç olarak, 18 Mart 1915'te, deniz mayınları ve kıyılardaki Osmanlı topçu bataryalarının isabetli atışları denizden geçişin mümkün olmayacağını göstermiştir. Hava kararırken düşman donanması hızla boğazın dışına Türk topçusunun menzili dışına ulaşmıştı.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
17 Mart 2026 Salı

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale