19 Ekim 2020 Pazartesi

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

....İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR VE SEVGİ İLE KUCAKLIYORUM....

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






BİZ TÜRKLER, ORDU-MİLLET OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Türk vatanının ve Türklük camiasının şan ve şerefini, iç ve dış her türlü tehlikelere karşı korumaktan ibaret olan vazifeni her an yapmaya hazır ve hazırlanmış olduğuna benim ve büyük milletimizin tam bir inan ve itimadımız vardır - Gazi Mustafa Kemâl Atatürk- (1938)

 30 Ağustos 2020 Pazar 

Bugün 30 Ağustos 2020. Türk milleti tüm engellemelere rağmen gururla 30 Ağustos Zafer Bayramının 98’inci yılını kutluyor.

30 Ağustos Zaferinin benim yaşantımda önemli bir yeri olduğu için hafızamı 37 yıl öncesine götürmek istiyorum. Evet, ülkemizi kan gölüne çeviren anarşi ve terörün devleti zafiyete uğratıp, sokakları teslim almasını müteakip 12 Eylül 1980’de Türk Silahlı Kuvvetlerinin yönetime el koyduğu,günlere dönüyorum.

Yönetime el konulmasını takiben TBMM kapatılmış, siyasi partilerin kapısına kilit asılıp mal varlıklarına el konulmuş, siyasi parti başkan ve yöneticileri tutuklanmış ve sorgulanmış, yeni Anayasa hazırlanarak kabul ettirilmişti. İşte ordunun tüm unsurları ile yönetime hakim olduğu bu dönemde benim için uygulanması çok zor bir görev aldım.

1983 yılı Nisan ayının sonlarıydı. Silahlı Kuvvetler Komuta kademesi, Kasım ayında seçim yaparak yönetimi sivillere devretmeye hazırlanıyordu. KKK. ve Milli Güvenlik Konseyi üyesi Orgeneral Nurettin Ersin’den bizzat aldığım emir mealen şöyle idi. “ Silahlı Kuvvetler üç yıla yakın bir süredir yönetimde. Halkımızın çoğunluğunun sağlanan huzur ve güven ortamından memnun olduğunu biliyoruz. Fakat yurt içinde ve dışarıda bizim yönetimden memnun olmayanların da olduğunu ve bize iyi gözle bakmadıklarını da biliyoruz. Şimdi sana görev veriyorum ve 30 Ağustosa kadar müsaade ediyorum. Silahlı Kuvvetlerimizi tanıtan bir film yapacaksın. Ama öyle yapacaksın ki Türk insanı Ordu- Millet olmanın gururunu duyarken, düşmanlarımız bizden korkacak ve çekinecek. Bunun için KKK. Foto-Film Merkezi ve TRT tüm imkanları ile sana yardımcı olacak. Birliklere sana her konuda yardımcı olmaları için gerekli emri yaz getir. Zafer Haftasında bu filmin yayınlanmasını istiyoruz.”

Yüz ifadelerimden bu görevden memnun olmadığımı anlayan Ersin Paşa, itiraz etmeme fırsat vermeden; “Ben anlamam der gibi bakıyorsun. Anlarsın. Ben sana güveniyorum oğlum”diyerek sırtımı sıvazladı. Ben Harp Sanatını bilen ve öğreten bir Kurmay Subaydım. Görsel sanatlarla ilgili o güne kadar hiçbir deneyimim olmamıştı. Ve bana darbe dönemindeki Türk Silahlı Kuvvetlerini halka tanıtıp sevdirmek için film yapma görevi veriliyordu. Gerçekten sorumluluk isteyen bir görevdi. Uykusuz ve gece gündüz demeden yapılan bir hazırlık döneminde, o zaman Zırhlı Birlikler Okulunda yedek subay öğrencisi olan TRT'deki çalışmalarımızdan tanıdığım Spiker Mehmet Akarca’yı yanıma asistan olarak alarak çalışmaya başladım.

On iki bin yıllık bir Ordu-Milleti ve bu milletin ordusunu lâyıkı ile tanıtabilme sorumluluğunu ancak bu yükü yüklenenler bilebilir. Senaryo yazımı, çekimlerin planlaması ve tamamlanması, filmin kurgulanması ile geçen üç ayı aşkın uykusuz geceler sonunda VATAN BORCU bitti. Çektiğim 250 saate yaklaşan ham film sanırım hala TRT arşivlerindedir.

26-27 Ağustos 1983 gecesi TRT Televizyonundan Kurmay Bnb. T.Tamer Kumkale imzası ile 55’er dakikalık iki bölüm halinde yayınlandı. Bütün yorgunluğumu filmleri izleyenlerden aldığım övücü sözlerle çabuk unuttum. 27 Ağustos gecesi sırtımdan kalkan tonlarca ağırlığındaki yükten sonra kendimi kuş gibi hissediyordum.

Bunları siz okuyucularımla paylaşmamı mazur göreceğinizi biliyorum. Çünkü ben, 36 yıl üniforma taşıyan bir kişi olmama rağmen Türk Silahlı Kuvvetlerinin gerçek gücünü işte ancak bu film çalışmalarım sırasında gördüm. Evet bu film ile ben bu kutsal ocağı tüm unsurları ile yeniden tanıma fırsatı bulmuştum.

Binlerce yıldan bu yana nesilden nesile aktarılarak gelen geleneklerin ordu saflarında bir daha söküp atılamayacak şekilde nasıl kökleştiğini görerek gururla ürperdim. Cumhuriyetimizin gerçek sahibi Türk halkının kendi bağrından çıkan Silahlı Kuvvetlerine ve dolayısıyla devletine sahip çıkacağına bütün kalbimle inanıyordum..

Dünyanın en belâlı ve şaibeli bölgesi olan ORTADOĞU-KAFKASLAR-BALKANLAR üçgeninin tam ortasında yer alan Türkiye Cumhuriyeti Devleti, hangi pakta ait olursa olsun, hangi devletler ile ittifak yaparsa yapsın bölgesinde kendi gücüne dayanarak ayakta kalmak mecburiyetindedir. Kendi gücümüz derken kastedilen ordularımızın gücüdür. Eğer güçlü ordularınız yoksa, zaten devlet olma vasfınız da kalmamış demektir.

Türkiye'nin bölgede devam eden savaşların dışında kalması ve etkilenmemesi beklenemez. Günümüz savaşlarını ise sadece ordular değil, topyekun milletler bağrından çıkardığı orduları ile birlikte yaparlar. Günümüzün Türk ordusu ise şehit kanları ile vatanlaşan topraklarını her türlü iç ve dış tehdide karşı koruyacak güçtedir.

Zafer Bayramının 98’inci yıl dönümünde bu muhteşem zaferi Türklüğe armağan eden Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere tüm şehit ve gazilerimizin aziz hatırası önünde tazimle eğiliyorum. Mekanları cennet olur inşallah..


Dr. Tahir Tamer Kumkale
30 Ağustos 2020 Pazar

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale