İÇ TEHDİT OLMAYACAKMIŞ ! |
|
|
Taraf Gazetesi’nin ortaya attığı Balyoz Harekat Plânı iddiaları, darbe
söylemleri ile birlikte Türk ordusunun Türk halkına karşı yapmayı plânladığı
pek çok vahşi eylemi de gündeme getirdi. Görülen o ki, bu ciddi iddialar
daha uzun süre gündemimizi işgal edecek.
72 milyonTürk bilmelidir ki; Türk milletine ve Türk ordusuna karşı küresel
mihraklarca düzenlendiği açıkça belli olan ve tamamen iftiraya dayanan kara
propaganda malzemesinin bolca kullanıldığı psikolojik savaş planının
uygulaması durmaksızın devam ettiriliyor.
Binbir deneyimden geçerek ve adeta imbikten süzülerek ordunun en üst
kademesine yükselme sansına erişen 1nci Ordu Komutanı E.Orgeneral Çetin
Doğan ve bizzat Genelkurmay Başkanı Orgeneral Başbuğ israrla işin doğrusunu
açıklamaya çalışmaktadır. Buna rağmen bir kısım satın alınmış basın mensubu
kendilerini kullanan güçlerin güçlerin istedikleri doğrultusunda halkın
beynini yıkamağa devam etmektedir. Çünkü bu iddialar yargı önünde çürütülse
ve yapanlar cezalandırılsa dahi zaman içinde halkın hafızalarına kazınacak
en önemli husus manşetten birbiri ardında duyurdukları” ORDU CAMİLERİ
BOMBALAYACAK” ifadesidir. Burada Türk ordusu, en basit yargı ve ahlâk
kuralları hiçe sayılarak adeta kendi bağrından çıktığı milletine düşman olan
bir caniler topluluğu gibi gösterilmeğe çalışılmaktadır.
Elbette bu vahim iddialar bağımsız Türk yargısı tarafından titizlikle
sorgulanacaktır.
Aslında birbirlerine benzer söylemleri bıkmadan tekrarlayan yönlendirilmiş
medyanın manşetlerinden sokaktaki sade vatandaşın etkilenmemesi mümkün
değildir. Çünkü iddialar ve suçlamalar çok çarpıcıdır. Nitekim bu iddiaların
ortaya çıkmasını müteakip yapılan kamuoyu anketlerinde halkın nezdinde daima
en güvenilir kurum olma vasfını sürdüren silahlı kuvvetlerin güvenilme
oranlarında büyük bir düşüş görülmeğe başlanmıştır. Zaten bu iddialarla
varılmak istenen hedeflerden biri de budur..
Bunun yanında Başbakan Erdoğan başta olmak üzere tamamen uydurma ve
fabrikasyon olduğu belli olan Balyoz planını devlet yönetimi de ciddiye
almaktadır. Bu çok doğaldır. Çünkü iddiaların doğru olması ne kadar vahim
ise doğru olmaması ihtimali de o kadar vahimdir. Bu durumda devlet
kurumlarının yıpratılıp güçsüzleştirilmesinden menfaat elde edecek
mihraklarla karşı ciddi tedbirlerin alınması gündeme gelecektir.
Halen mevcut bilgi kirliliğinin sonucu olarak “İç Tehdit” ile ilgili
değerlendirmelerin yer aldığı” Milli Güvenlik Siyaseti
Belgesi”nin yeniden gözden geçirilerek bu belgede öncelikli tehdit
olarak gösterilen İRTİCA ve BÖLÜCÜLÜK tehdidi’nin belgeden
çıkarılması gündeme gelmiştir. Konu ciddi ciddi medyada tartışmaya
açılmıştır.
Ayrıca silahlı kuvvetlerin iç güvenlik olaylarında valinin emriyle polis ve
jandarmanın yetersiz kaldığı toplum olaylarında devletin kolluk güçleriyle
koordineli olarak kullanılmasını öngören EMASYA (Emniyet ,Asayiş,
Yardımlaşma) destek planlarını kaldırmanın da gündeme gelerek tartışıldığını
görüyoruz. Nitekim 1997 yılında İçişleri Bakanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı
arasında imzalanan “EMASYA Protokolü” yürürlükten kaldırılmıştır.
Günümüzde yazılı ve görsel medyada bilgi yoksunu deneyimsiz bir kısım yarı
cahil aydınlar ile orduya hakaret ederek rant elde edebileceklerini düşünen
bazı gazeteciler ordumuzun AB standartlarında bir ordu olabilmesi için iç
tehdit uğraşmayıp sadece yurt dışından gelecek tehdide karşı yeniden
teşkilatlanmasını vurguluyorlar. Bunlardan birkaçı o kadar ileri gidiyor ki,
bugün dış tehdid olarak gördüğümüz ülkelerin aslında bizim için tehdit dahi
olmadıklarını vurguluyorlar. Dolayısıyla halen tamamen tüketici konumunda
gördükleri silahlı kuvvetlere dahi gerek olmadığını israrla dile
getiriyorlar.
Bu aklı evvellerin Türkiyenin coğrafyasından, bu coğrafyada yaşamanın
gerektirdiği asgâri güvenlik ihtiyaçlarından ve üzerinde yaşadığımız kutsal
vatan topraklarının Türkiye’ye ve Türk milletine kazandırdıklarından
haberleri yoktur. Oysa, Türkiye’nin elinde tuttuğu gücün kıymetini çok iyi
değerlendiren küresel güçler hazırladıkları senaryolara uygun olarak bugün
gelinen durumu dikkatle izlemekte ve son darbeyi vurmak için hazır
beklemektedirler.
Şimdi “İç Tehdit”e gelelim..
1977’de Kara Harp Akademisinden kurmay yüzbaşı olarak mezun olurken iki yıl
içinde hazırlayıp değerlendirilmek üzere Harp Akademileri Komutanlığına
sunmam için verilen kurmaylık tezimin konusu; “ İç tehdit unsurlarının
devletin bütünlüğünü tehlikeye atan bir duruma gelmesi dolayısıyla iç
tehdidin bütün unsurlarıyla birlikte
değerlendirilerek buna karşı devletçe ve silahlı kuvvetlerce
alınabilecek tedbirlerin ortaya konulması ” idi. Büyük bir şans eseri
olarak atama yerim iç tehdit ile ilgili değerlendirme çalışmalarının en üst
düzeyde sürdürüldüğü Genelkurmay İstihbarat Başkanlığıydı.( Bir yıl sonraki
görev yerim KKK İstihbarat Başkanlığı)
Çok detaylı bir araştırma sonucunda iç tehdit olarak devletin milli
bütünlüğünü tehdit eden ve Aşırı Sağ, Aşırı Sol, Etnik Bölücü, İrticacı
olarak faaliyet gösteren 500 civarında müstakil örgütü alt alta
sıraladığımı, bu örgütlerin muhtemel teşkilatlarını, potansiyel güçlerini,
çalışma alanlarını, birbiri ile olan ilişkilerini ve bu örgütlerin
arkasındaki dış destekleri de açıklayan bir kurmaylık tezi verdiğimi
hatırlıyorum.
Oysa ayni tarihlerde dış tehdit olarak değerlendirilerek muhtemel sıcak
savaşa girebileceğimiz ülkelerin sayısı iki elin parmaklarından azdı. Ayrıca
dış ülkelerin askeri tehdidini değerlendirmek de oldukça kolaydı. Çünkü bu
ülkelerin asker sayısı, birliklerinin konuşlandıkları yerler, silah ve
teçhizatı ile eğitim düzeyleri hakkında elimizde son derece doğru ve teyid
edilmiş Nato değerlendirmelerine dayalı yeterli bilgiler vardı. Ve iki
kutuplu dünya milletleri arasında sıcak savaşın başlamasını durduracak
kuvvet dengeleri de mevcuttu. Bir bakıma VP ülkeleri doğrudan tehdit olarak
gösterilse dahi mevcut asker ve silah dengesi yüzünden muhtemel bir sıcak
çatışma ihtimali çok uzaktı.
İç tehdid örgütleri ise yapıları gereği asimetrik bir savaşta kuralsız
şiddeti uygulayacak tarzda yeraltında hücreler halinde çalışırlar. Çok küçük
birimler halinde çalıştıklarından bunları kesin olarak tespit edebilmek ve
tanımlamak için kuvvetli ve koordine edilmiş bir istihbarat ağına ihtiyaç
vardır. Ayni hedefe yönelik çok değişik örgütler olduğundan bunlarla
mücadele edebilmek oldukça zordur. Ayrıca
ülke içinde ve bilhassa demokrasi ile yönetilen AB ülkeleri içinde
konuşlanan mevcut iç tehdit unsurlarının sayıca büyük ve etkin görevler
üstlenebileceklerin arkasında mutlaka hasım ülkelerin maddi ve manevi
desteği vardır.
İç tehdit unsurlarının bilhassa bir dış tehdide karşı sıcak savaş
ihtimalinin mevcut olduğu durumlarda çok daha etkili olacaklarını, dış
tehdit unsuru olan ülkeden her alanda destek alabileceklerini de unutmamak
gerekmektedir. İkinci Dünya Harbinin saldırgan ülkesi Almanya’nın Moskova
önlerinde savaşan bir muharip tümeninin ikmal yollarını( Geri bölge
emniyeti) korumak üzere geride üç tümen bulundurduğunu hatırlatmak isterim.
Yani cephede kullanmanız gereken dört muharip birlikten üçü geri bölgenin
korumasına ayrılarak atıl halde tutulmuştur. Bu da doğal olarak muharebenin
seyrini menfi olarak etkilemiştir.
Neden iç tehdide önem vermeliyiz gibi bir sualin çok basit ama tarihi bir
cevabı vardır.
Bugün var olan yedi bağımsız Türk devletinin dışında kalan ve çeşitli
dönemlerde imparatorluktan küçük beyliklere kadar kurulmuş olan 128 Türk
devletinin tamamının yıkılması dışarıdan gelen saldırılarla olmamıştır.
Cihan İmparatorluğu Osmanlı Devleti dahil bu devletler tamamen iç
çatışmalarla önce bölünüp küçülmüşler, sonra teker teker ortadan
kalkmışlardır. Yani hiç bir dış askeri güç Türk devletlerini ortadan
kaldıramamıştır. Bir başka deyişle tarihe malolan devletlerimizi bizzat
kendi içinden çıkan güçler ortadan kaldırmışlardır. Bu ortak kötü vasfımızı
düşmanlarımız çok iyi bilmekte ve Türkiye Cumhuriyetini de ayni metotlarla
ortadan kaldırmak ve bizi bize kırdırmak için her türlü yolu
denemektedirler. 30 yılı aşkın devam eden PKK terörünün neden hâlâ gündemde
olduğunun arkasında bu gerçeğin yattığını artık anlamamız lazımdır.
Milli mücadeleyi hazırlamaya çalışan Gazi Mustafa Kemal ve arkadaşlarının
önündeki en ciddi engel işgalci düşman ordularından çok memleketin her
tarafında ayni anda çıkartılan 26
adet iç isyan omuştur. Çoğunun arkasında İngilizlerin yeraldığı bu
isyanları tertipleyenlerin çoğu “din elden gidiyor” diye ortaya çıkan
irticai gruplar ve bunlarla koordineli çalışan etnik bölücü gruplardı.
Bilindiği gibi bu tip isyanlar cumhuriyet döneminde de durmamış ve her
fırsatta devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü tehdit etmeğe
devam etmiştir.
Özetleyecek olursak;
Türkiyede iç tehdit her zaman var olmuştur. Ve bu coğrafyada bağımsız Türk
devleti olarak kaldığımız sürece bu ülkeye düşman olan küresel güçlerin
tahrik ve destekleriyle iç tehdit devam edecektir. Bu meselenin bilgi
yoksunu birkaç yarı aydının düşüncelerine göre değerlendirilmesi asla
düşünülmemelidir.
Bu tehdidi bertaraf etmek mevcut yönetimin ana görevlerinden biridir.
Türkiye’de iç tehdide karşı etkin mücadele edebilecek tecrübeli yöneticiler
ve bunların emir ve komutasında tek vücut halinde görev alabilecek Polis,
Jandarma ve Silahlı Kuvvetler kadroları mevcuttur.
Yeterki iktidarda daima bu gücü etkin bir şekilde kullanabilme iradesine
sahip yönetimler bulunsun.
-----------------------------------------------------------------------------------------
TAHİR TAMER KUMKALE tamer@kumkale.netDR. TAHİR TAMER KUMKALE'NİN YAZILARINA ULAŞABİLECEĞİNİZ LİNKLER:
İYİ İNSANLARA BİLDİRİYORUM.
http://www.kumkale.net
ULUSALSES GAZETESİ
............... http://www.ulusalses.net
HÜRYILDIZ GAZETESİ
................ http://www.huryildiz.com
BİZİM ANADOLU GAZETESİ........
http://www.bizimanadolu.com.tr
TURAN STRATEJİK ARŞ.MRK...... http://www.turansam.org
HABER AKADEMİ GAZETESİ ...... http://www.haberakademi.net
TÜRKİYE GAZETELERİ ............... http://www.turkgazeteleri.com
İKİNCİ VATAN............................. http://www.ikincivatan.eu