|
|
|
|
Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi kendi milli hedefleri doğrultusunda
Kıbrısın tamamının kendilerine ait olduğunu vurgulamak için her türlü
gayreti göstermektedir. Bu iki ülkenin mensup oldukları AB ülkeleri de
Kıbrıs’ın kendilerine teslim edilmesi için hukuki alanda Türkiye’yi
sıkıştırmak için her yolu denemektedir.
Yunanistan ve Kıbrıs Rum kesiminin temel hedefleri; AB ve ABD’nin de
desteğini alarak adadaki 400 yıllık Türk varlığına son vermektir.
Türkler Kıbrıs’tan mutlaka
çıkartılmalı ve adada haçlı hakimiyeti yeniden tesis edilmelidir.
Adanın tamamının Yunanistan kontroluna girmesini arzu eden haçlı
zihniyetinin geçmişte kullandığı yollardan birisi de Avrupa’nın siyasi
sistemleri kullanılarak adını LOIZIDOU Davası olarak bildiğimiz bir
uluslararası bir hukuk skandalı ile Türkiye’nin köşeye sıkıştırılmasıydı.
Hafızamızı tazeleyelim ve 2004 yılına dönelim. O tarihlerde AİHM’nin
Türk işgali altındaki Girne
bölgesinde kalan taşınmaz malları için tazminat talep eden Rum Madam
Titiana Loizidou için verdiği karar; “Tüm
Rum göçmenlerinin KKTC topraklarındaki yerlerine dönmeleri ve de mal ve
mülklerini yeniden sahiplenmeleri” mantığına dayanmakta idi. AİHM’
nin aldığı Titiana Loizidou kararı uluslararası hukuku değil, AB’nin
siyasi çıkarlarını dikkate almaktaydı. Ve bu karar, Türk tarafının
Kıbrıs’ta işgâlci olduğunu ispatlamak amacını güden plânlı çalışmaların
bir parçasıydı.
Loizidou
kararı;
KKTC ’de olup bitenlerin
tümünden Türkiye’yi ve Türk askerini sorumlu tutuyordu. Gerekçesinde
Titiana Loizidu isimli Rum madamının Girne’de bulunan mal ve mülküne
gidememesinden, taşınmaz mallarının kira gelirlerinden
yararlanamamasından Türkiye suçlanıyor ve cezalandırılıyordu.
Türkiye’nin bu karar uyarınca bu madama ödemesi gereken ceza miktarı ise
faizleri ile birlikte 1.120.000 dolara ulaşıyordu.
Karara Türkiye’nin tepkisi, “Biz
bu parayı ödeyelim ama, bu karar arkadan gelecek müracaatçılar için
emsal oluşturmamalıdır. Bundan sonraki başvuranlar hakkında iç hukuk
yollarının tüketilmesi için konu KKTC’ ye yönlendirilmelidir.”
şeklinde olmasına rağmen Türkiye bu parayı Madam Loizidou’ya ödemiştir.
Bu ödeme ile Türkiye Kıbrıs’ta işgâlci güç olarak bulunduğunu resmen
kabul etmiş oluyordu. Ve KKTC ile uzlaşamayacakları açıkça belli olan bu
gibi durumlarda ise Rumların koşa koşa AİHM’nin yolunu tutmalarının yolu
açılmış oluyordu.
Halbuki Loizidou davasında Türkiye, “
Bizim kimseye borcumuz yok ama
alacağımız çoktur. Kıbrıs’taki hesap bir topyekün hesaptır. Ve son kırk
yılın hesabı bize, yani mağdur olana tarafa kesilmektedir. Bunu kabul
etmiyoruz.”demeliydi.
Çünkü Türkiye Kıbrıs’ı kana bulayanlardan tüm Kıbrıs halkını (Türkler+Rumlar)
kurtarmış, adaya mutlak barışı getirmiş, toplu mezarların çoğalarak
bütün adayı kaplamasını önlemiştir. Türkiye 36 yıldır 40 bin kişilik
askeri güç ile tüm Kıbrıs’ta barışın bekçiliğini yapmaktadır. Kıbrıs’ta
barışı korumaya gelerek yapılan toplu katliamlarda ve vahşette sadece
seyretmekle yetinen BM Barış Gücü’nün yapması gereken insanlık görevini
Türkiye tek başına üstlenmiştir. Türkiye’nin maddi ve manevi
kayıplarının yanında Kıbrıs Türklerinin de kaybı dikkate alınmalıdır.
Makarios’un siyasi ayak oyunları, Yunanistan’ın Enosis hayalleri uğruna
Kıbrıs Türkü tam 40 yılını yitirmiştir.
Bunun bir bedeli vardır ve bu bedel sanıldığı kadar küçük değildir. Bu
bedel kendilerini adanın sahibi olarak gören Rumların hukukdışı
isteklerine bakarak Türkiye’yi maddi ve manevi alanda çökertmek
isteyenlerin akıllarının alamayacağı kadar yüksektir.
Günümüzde Türk tarafının bütün olumlu yaklaşımlarına rağmen Kıbrıs Rum
yönetiminin uzlaşmaz tutumları dolayısıyla toplumlararası görüşmelerin
sonuçlanamayacağı açıkça belli olmuştur. Bu durumda şimdi bu kabarık
hesabı ödemenin cezasını Türkiye’yi Kıbrıs’a gelmeye mecbur edenlerin
çekmesinin zamanı gelmiştir. Bunun ceremesini artık Türklerin değil,
karşı tarafın ödemesi gerekmektedir.
Türkiye ve Kıbrıs Türkleri artık silkinmelidir. Türk gibi düşünmelidir.
Kendini bilmez gafiller sürüsüne onların anlayacakları dilden hitap
etmelidir. Yani Türk tarafı artık bu işte bedel ödeyen taraf değil,
bedel tahsil eden taraf olmalıdır.
Son günlerde Kıbrıs’taki gelişmeler Rum tarafının Türklere tazminat ödeme yolunun açıldığını göstermektedir. Her gün değişen sanal gündemle uğraşmak zorunda bırakılan basın organlarımızda gözden kaçırılmaya çalışılan haber özetle şöyledir;
“Güney Kıbrıs'taki taşınmaz malları için 2004'te AİHM'de dava açan
Kıbrıslı Türk Nezire Sofi hanım
Rum tarafının verdiği yüksek tazminat teklifini kabul etti. Sofi Hanım;
Kıbrıslı Türklerin taşınmaz malları için AİHM'e başvurudan sonra yaptığı
anlaşmayla tazminat yolunu da açmıştır.. Uluslararası yasalar gereği
yıllarca 'İç Hukuk'un tüketilmesini bekleyen 84 yaşındaki Nezire Sofi'ye,
başvurudan vazgeçmesi için Güney Kıbrıs'tan birçok kez para teklif
edildi. AHİM tarafından 18 Ocak'ta görülmesi beklenen davadan önce
baskısını artıran Kıbrıs Rum yönetimi, son olarak 300 bin Kıbrıs Lirası
teklifini gizli tutulan bir rakama çıkartarak Nezire Sofi'nin davasının
görülmesini engellemiştir..
Güney Kıbrıs'ın Larnaka kentinde bulunan
iki ev ve bir arsasının iadesi konusunda 2004 yılında Rum Yönetimi
aleyhine AİHM'de dava açan Nezire Sofi'nin talebi Rum tarafındaki iç
hukuk yollarını tüketmediği için geçtiğimiz yıl reddedilmişti. Nezire
Sofi'nin davası, Rum yönetimi ile İçişleri Bakanlığı bünyesindeki sözde
"Kıbrıs Türk Malları İdare Birimi" için kâbus haline gelmişti. Rum
başsavcılığı, Sofi'ye bir öneri sunmuş, diğer Kıbrıslı Türkler için
hukuki emsal oluşturmaması için, önerinin kabul edilmesi halinde bunun
dostane uzlaşı statüsüne girmemesini şart koşmuştu.”
Haberden de anlaşıldığı
gibi şimdi sıra
Türklerdedir. Nazire Sofi hanım’ın davası ile Rum tarafı köşeye
sıkışmıştır. Türkiye ve KKTC yönetimi bu durumu iyi değerlendirmelidir.
Kıbrıs Türklerinin Rum kesiminde kalan kalan mal varlıklarına ilişkin
tazminat talepleri ile Rum tarafı bombardımana tutulmalıdır. Bu konuda
Kıbrıs Adasının topraklarının büyük kesimini elinde bulunduran Türk
Vakıflarının tapu kayıtlarından yararlanılmalıdır. Tazminat talepleri
konusu Kıbrıs Türk toplumunun bireysel isteklerine
bağlı olmaktan çıkartılarak bizzat KKTC yönetimince sahiplenilmelidir.
Şimdi inisiyatif ele alınmalı, her alanda karşı saldırıya
geçilmeli, haklı olduğumuz bu milli davada haklarımız sonuna kadar
müdafaa edilmelidir.
---------------------------------------------------------------------------------------
TAHİR TAMER KUMKALEDR. TAHİR TAMER KUMKALE'NİN YAZILARINA ULAŞABİLECEĞİNİZ LİNKLER:
http://www.bizimanadolu.com.tr
http://www.ikincivatan.eu