|
|
|
|
Bulunduğu coğrafyada sahip olduğu potansiyel güç ile son derece güçlü
bir dünya devleti olma yolunda ilerlemesi gereken Türkiye Cumhuriyeti
Devleti dünyayı yeniden yapılandırmaya çalışan küresel güçlerin doğrudan
saldırı hedefi durumundadır.
Bilindiği gibi II’nci Dünya Harbinin sonunu getiren 20 Kilotonluk iki
Atom bombasının Hiroşima ve Nagazaki’ye atılmaları sonucunda o güne
kadar kendini Doğu Asya’nın yenilmez gücü olarak gören Japon
İmparatorluğu kayıtsız şartsız teslim oldu. Çünkü Atom’un silah olarak
kullanılması ile yüz binlerce insanın bir anda yok edilişi, şehirlerin
adeta toz haline getirilişi o güne kadar görülmemişti. İşte bu
bilinmeyen yepyeni güçlü asimetrik silah Japonya için savaşın sonunu
getirdi.
Atomun yıkım gücünü gören ABD ve SSCB hemen yeni nükleer
silahların seri imalatına başladılar. İkinci Dünya harbini müteakip
başlayan ve 1991 yılında komünizmin çöküp SSCB’nin yıkılmasına kadar
devam eden “Soğuk
Savaş”
olarak nitelendirdiğimiz iki kutuplu dünyada ABD ve SSCB kontrolünde
giderek sayıları ve güçleri artan nükleer silahlar müthiş bir silah
dengesi meydana getirdi.
Japonya’ya atılan bombanın binlerce kat fazla gücü olan
nükleer silahlar imal edildi. Bu silah sistemleri her an kullanılmaya
hazır bir durumda birbirlerinin stratejik hedeflerine karşı kullanılmak
üzere dünyanın muhtelif yerlerine depolandı. NBC (Nükleer + Biyolojik +
Kimyasal) silahlarının sayısındaki artış devam ederken teknolojik
gelişmelerle birlikte HİDROJEN ve NÖTRON Bombaları geliştirildi.
Tarafların elindeki stoklar ve yıkım gücü bu yeni silahlarla birlikte
matematiksel olarak arttı.
Her iki taraf elindeki bu güç artık kontrol edilemez
boyutlara ulaşınca bu defa araya kırmızı telefonlar girdi. Ve sonunda
iki taraf arasında “Nükleer Silahların Sınırlandırılması çalışmaları
başladı. Fakat bu iş sanıldığı kadar kolay değildi. Çünkü bu silahların
tamamen imhası mümkün değildi.
Nükleer güç dengesi oluşunca nükleer silahları elinde
bulunduran güçler, Konvansiyonel Silahlar dediğimiz parça tesirli olup,
nükleer kabiliyetleri bulunmayan silahları geliştirmeğe yöneldiler.
Konvansiyonel silahların menzilleri ile yıkım güçleri arttırıldı.
Helikopterler devreye girdi. Bir müddet sonra konvansiyonel silahlarda
da bir çeşit dengeye ve doyum noktasına ulaşıldı.
Oluşan silah gücü dengesi muhtemel bir üçüncü dünya
harbi için caydırıcı oldu. Çünkü taraflar artık birbiri ile doğrudan
topyekûn silahlı bir çatışmayı göze alamıyorlardı. Ama menfaat
çatışmaları da hiç tükenmiyordu. Bu durumda tarafların birbirlerine
istediklerini kabul ettirebilmeleri ve hasımları üzerinde yaptırım
uygulayabilmeleri için yeni metotlar ve yeni savaş usulleri arandı.
Sonunda aranan silah bulundu.
Bu silah “PROPAGANDA”
idi. Bu savaşın adı da “PSİKOLOJİK SAVAŞ”
olarak adlandırılıyordu. Aslında bu çok etkili ve endirekt olarak hedefe
giderek başarılı sonuçlar alınması kaçınılmaz olan savaş şekli yeni ve
bilinmeyen değildi. Dünyanın en eski savaş metotlarından biri olan “Psikolojik
Savaş” insanlık tarihinin en
eski devirlerinden beri kullanılıyordu ve hedefi doğrudan insan
beyinleri idi.
“Kaleyi
içeriden fethetmek”
gibi bir atasözü ile de ifade edebileceğimiz bu savaş kitle iletişim
araçlarındaki baş döndürücü gelişmeye paralel olarak etkisi giderek
artan bir şekilde bütün dünyada etkili ve yaygın biçimde kullanılmaya
başlandı. Artık sınırların güçlü ordularla geçilerek, tanlar, toplar ve
uçaklar kullanılarak her tarafın yakılıp yıkılmasını gerektiren savaşlar
geride kalacaktı.
Bu durumda herhangi bir ülke üzerinde milli çıkarı olan
güçler; kendi ordularını kullanmadan hedef ülke insanının birbirleri ile
olan çatışma noktalarını körükleyecekti. Sonunda, ülkede birbirini yiyen
küçük gruplar yaratacak, tarafları birbirlerine karşı destekleyecek,
birbirleri ile çatışmaktan harap olmuş ve yıkım haline dönüşmüş ülkede
kendilerine müzahir kişileri yönetime taşıyacak ve bu şekilde hasım ülke
kaynaklarını kendi milli menfaatleri doğrultusunda kullanacaklardı.
Türkiye üzerinde menfaati olan devletler ve
kontrollarındaki küresel organizasyonlar vasıtasıyla ülkemiz ve
insanlarımız son 50 yılda bu savaşın bütün safhalarını yaşamış bütün
acılarını tatmıştır.. Anarşi ve terör ortamı hiç bitmemiştir. Ülkemiz
topraklarında tek yabancı askeri üniforma görülmemesine rağmen ülkemizde
bin yıldır birbirleri ile kardeş gibi yaşayan insanlarımız arasına
sokulan nifak tohumları ile kitleler birbirine düşman edilmiştir. Üretim
durmuş, işyerleri kapanmış, duran ekonomiyi desteklemek üzere bol
miktarda dış borç alınmış ve ekonomi çökertilmiştir.
İnsanlarımızın beyinleri bilinçli şekilde sürdürülen planlı ve programlı
yıkıcı propagandanın bütün saldırılarına karşı korumasız durumda
bırakılmıştır. Sonunda 600 yıl dünyaya hükmetmiş olan Türk milleti kendi
kendini idare edemez hale getirilmiştir.
Son elli yılda ülkemizin ve milletimizin yaşadığı
olayları alt alta gazete kupürlerinden takip edersek nereden nereye
geldiğimizi, bizi biz yapan milli kültür değerlerimizin dilimiz, dinimiz,
tarihimiz başta olmak üzere nasıl dejenere edilip yozlaştırıldığını
görebiliriz.
Özetleyecek olursak; dünyayı yeniden yapılandırmak için
bir çok proje üretip bunları birbiri peşi sıra yürürlüğe sokan küresel
güçler bulunduğumuz enerji kaynaklarını kontrol eden bu önemli
coğrafyada bizim gibi potansiyele sahip güçlü bir ülke istememektedir.
Emperyalizmin kontrolundaki küresel mihraklar; geçmişte üniformalı
askerleri ile ülkemizi işgale geldiklerinde bu milletin ne yaptığını,
nasıl tek yumruk haline gelip yoktan var olduğunu geçmişteki
deneylerinden gayet iyi bilmektedirler. İşte bu yüzden düşmanlarımız
günümüzde yeni savaş şekli psikolojik savaş metotlarını kullanmakta, hem
ucuz ve hem de uygulaması kolay olan bu savaş sonunda hedeflerine adım
adım yaklaşmaktadırlar.
Bugün ülkemiz çok yönlü, çok maksatlı yoğun bir psikolojik saldırı ile
karşı karşıyadır. Küresel güçler kendi milli hedefleri doğrultusunda
önemli kazanımlar elde etmişler, pek çok savunma mevziimizi ortadan
kaldırmışlar, içeride kendilerine yeterli destek ve yandaş bulmuşlardır.
Bu saldırı her alanda tam teslimiyetimize kadar devam edecektir.
Halkımızın bu savaşın doğrudan hedefi olduğunu iyi bilmesi, gündemdeki
sanal olayları mantık süzgecinden geçirerek iyi değerlendirmesi ve
küresel oyunlara alet olmaması gerekmektedir.
İçeride
ve dışarıda milletimizin geleceğini karartmaya ve bizi birbirimize
düşürmeye çalışan küresel güç odaklarının Türk toplumunu birbirine
düşman kamplar haline getirme faaliyetlerinden asla taviz vermeyecekleri
açıkça görülmektedir.
Saldırıları hiç bitmeyen küresel güç odaklarına karşı mücadele etmenin
en etkin yolu geçmiş tecrübelerin ışığında aklımızı ve sağduyumuzu
kullanmaktır.
Bu maksatla
günümüzün en etkili gücü olan doğru bilgiye ulaşmamız, doğru bilgiye
egemen olmamız, bilgiyi değerlendirip yeni bilgilere ulaşmamız, yani
kendimizi çok iyi yetiştirmemiz gerekmektedir. Kendimizi Türk Milli
Kültür değerleri ışığında çok iyi yetiştirip milli niteliklerle
karakterimizi teçhiz etmeliyiz. Yani milli bilinçle güçlenmeliyiz..
Türk
milletine düşman olan ve bunu her fırsatta gösteren düşmanlarımızın amaç
ve saldırı yöntemlerini doğru tespit etmeliyiz. Günümüzde süreklilik
arzeden hasım unsurlara karşı kendi mücadele yöntemlerimizi
geliştirmeliyiz. Bilinçli ve bilgili kişiler olarak bilmeyenleri ve bu
şekilde karşı tarafın piyonu olarak kullanılabilecek insanlarımızı
bilgilendirmeli ve onlara oynanan oyun içindeki rollerini göstermeliyiz.
Bizim için
tek çıkar yol olan “Atatürkçü
Düşünce Sistemi”ni
ve bu düşüncenin özünü teşkil eden aklın ve bilimin egemenliğini
ülkemizde hakim kılmalıyız. Bu kavramı benimsemeli ve bir yaşam metodu
haline getirerek her alanda uygulamalıyız.
İşte o zaman mutlak kurtuluşun yolunu bulabiliriz.
---------------------------------------------------------------------------------------
TAHİR TAMER KUMKALEDR. TAHİR TAMER KUMKALE'NİN YAZILARINA ULAŞABİLECEĞİNİZ LİNKLER:
http://www.bizimanadolu.com.tr
http://www.ikincivatan.eu