|
|
|
|
Son günlerde kozmik bürosundaki gizli evraklarına hakim incelemesi ile
gündemde olan Özel Kuvvetler Komutanlığı, ülkemizin en önemli ve en özel
birliğidir. Bu birliğin özelliği alacağı zorlu görevler dolayısıyla çok
özel eğitim almış, genellikle rütbeli profesyonel askerlerin istihdam
edilmiş olmasından kaynaklanmaktadır.
Özel Kuvvetler; ülkemizin herhangi bir bölgesi düşman işgâli altına
girdiği takdirde bu topraklarda kalacak Türk vatandaşları tarafından
işgâl kuvvetlerine karşı örgütlü ve plânlı olarak karşı konulması ve
cephe gerisinde uygulayacağı gerilla eylemleri ile düşmana azami zarar
verdirilmesi için barış zamanından yapılacak hazırlıkları yürüten askeri
bir birliktir. Bu görevi yürütecek sivil kadroların seçilmesi,
teşkilatlanması, eğitilmesi, silahlandırılması gibi gizlilik içeren
faaliyetleri yerine getiren bu birlik görevinin tabiatı gereği gizlilik
seviyesi yüksek şartlarda çalışır.
Çok seçkin subay-astsubay ve uzman personelden oluşan birlik yukarıda
belirttiğim ana görevi dışında herhangi bir askeri birliğin kabiliyetini
aşan özel görevleri de yerine getirir. Uçak kaçırmalar, sabotajlar,
anarşi ve terör örgütlerine karşı düzenlenen kritik nokta
operasyonlarında başarı ile görev alan Özel Kuvvetler halk arasında “Bordo
Bereliler” olarak isim yapmışlardır. Bu birliklerde görev alma
ayrıcalığına erişmiş rütbeli personelin kamuoyu nezdinde kendilerine ve
ailelerine gurur verecek haklı bir üstün yeri vardır.
Kuruluş yıllarındaki adı ile Özel harp Dairesi; Kıbrıs Türk Mukavemet
Teşkilatının(TMT) kurulmasında ve 1974 Barış Harekâtına kadar Kıbrıs
Türk toplumunun can ve mal güvenliğinin sağlanmasında başarı ile görev
yapmışlardır. Bilahare yurt içinde ve Irak’ın kuzeyinde PKK terör
örgütüne yapılan operasyonlarda görev almış ve önemli başarılar
göstermiştir. Bu birlik büyük Türk cengâverliğini ve Ordu-Millet
kavramını en üst düzeyde temsil eden gurur kaynağımızdır.
NATO içinde görev yaptığımız müttefiklerimiz kendi birlikleri ile
mukayese ettiklerinde Türk özel kuvvetlerinin her bakımdan diğerlerine
üstünlüklerini dile getirmekten çekinmemişlerdir.
Burada elde edilmek istenen hedef; ordumuzun en güzide birlikleri böyle
ise diğerleri kim bilir ne durumdadır? Sorusunu kafalarda
yerleştirmektir.
Saldırılarda Özel Kuvvetler, özellikle ele alınmasına rağmen asıl hedef
doğrudan doğruya Türk Silahlı Kuvvetleridir. Orduya karşı yürütülen
saldırılarda küresel psikolojik savaş uzmanları tarafından kullanılan
temalar özetle şunlardır;
- Askerler mafyalaşmıştır. Faili meçhul cinayetler içinde parmağı vardır.
- Ordu içinde çeteler vardır ve bunlar kendi başına buyruk illegal işler
yapmaktadır.
- Ordu mensupları kara para aklama, uyuşturucu ve silah ticaretine
bulaşmıştır. Bu işleri
görev gereği gizli çalışan birimler gizlilik ve dokunulmazlık örtüsü
altında yapmaktadır.
Bu temaları ihtiva eden suçlamalar her plâtformda kullanılarak; Türk
halkının ordusuna olan güvenini sarsmak, milleti birarada tutan Ordu-Millet
kavramını zayıflatarak devleti sırtında taşıyan orduyu güçsüzleştirmek
ve görev yapamaz hale getirmek amaçlanmıştır. Çünkü güçsüz bir orduya
sahip Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bu coğrafyada yaşaması asla mümkün
değildir.
Bu birliğin faaliyetlerini sorgulayanlar; uyguladıkları psikolojik savaş metotları ile pekçok önemli kişiyi bu birliklerin yasadışı faaliyet yaptığı hususuna inandırdılar. Ve uyguladıkları yoğun propaganda ile ülkemizin bu müstesna birliğini suçlu göstermeye çalışanlar arasına devletin en üst kademelerinde görev yapanları katmayı başardılar.
Nitekim son elli yılın siyasetine damgasını vuran merhum Bülent Ecevit
dahi her fırsatta Özel Kuvvetler Komutanlığını silahlı kuvvetler içinde
illegal görev yapan bir birlik şeklinde nitelendiren talihsiz beyanatlar
vermiştir. Ordu üst yönetimince gerçekleştirilen bütün bilgilendirme
brifinglerine rağmen Ecevit ve onun gibi düşünen siyaset adamlarını bu
fikirlerinden döndürmek mümkün olmamıştır. Çünkü küresel psikolojik
savaş uzmanları çok iyi çalışıyorlar ve kimlerden nerede ve nasıl
yararlanacaklarını iyi biliyorlardı.
Susurluk olayı ile birlikte yeniden gündeme gelen bu birliğimiz hakkında
medyamız da çeşitli karalama kampanyaları yürütmüştür. Başta E.Yarbay
Korkut Eken olmak üzere bu birlikte görev alan pek çok kişi basın yolu
ile karalanmaya çalışılmıştır. Bu kişiler; aldıkları eğitim, devlet
kavramına olan yeminli bağlılıkları, yaptıkları görevin ülke yararına
olduğunun bilinci ile yapılan suçlamalara hiç cevap vermediler. Devlet
gizliliğini ortaya çıkartacağı gerekçesi ile suçlamaların cevapsız
bırakılması ve verilen cezaların kabullenilmesi psikolojik harp
plânlamacılarının planlı oyunlarını bozdu. Çünkü şimdi yakaladık
dedikleri suçluları yine bulamamışlardı. Buna rağmen saldırılar ve
suçlamalar durmadı.
Kontrgerilla-Gladio-Derin Devlet gibi yakıştırma kavramlarla bu
birlikleri halkın gözünde küçük düşürme ve halkın ordu hakkındaki
düşüncelerini olumsuz olarak etkilemek amacı ile yürütülen faaliyetleri
Türk toplumu hiç sahiplenmedi ve her saldırıda ordusuna sahip çıktı.
Nitekim çeşitli sivil toplum kuruluşlarının yaptıkları ciddi kamuoyu
araştırmalarına göre Türk Ordusu hâlâ Türk halkının en güvendiği kesim
olma vasfını açık farkla sürdürmektedir.
4-6 Temmuz 2003’te Süleymaniye’de esir alınan 11 askerimiz de bu
birliğin mensuplarıydı. Irak’taki ABD işgal güçleri çuval operasyonu ile
Irak Türklerinin umudu ve PKK’nın korkulu rüyası olan Türk askerlerini
bu 11 asker nezdinde karalayarak milletin gözünde küçük düşürmeye
çalıştı ve Irak Türklerine de “Bunlar kendilerini korumadan acizler.
Sizi nasıl koruyacak” mesajını verdi.
ABD’nin psikolojik harekât yöneticilerinin güdümünde görev yaptıkları
açıkça belli olan yandaş medyamız, bu 11 askerin herhangi çatışmaya
girmeden teslim olmasına çok sevindiler. Yazılarında işledikleri ortak
tema; “Herhangi
bir yanlışlık yapmadan ABD askerlerine karşılık verilmemesi çok yerinde
bir davranıştır. Eğer cevap verilse idi orada 11 askerimizle birlikte en
az 100 ABD askeri ölebilirdi. Bu durumda tezkere dolayısıyla zaten bize
kızgın olan dostlarımızla aramız iyice açılacaktı ve bunun intikamını
bizden fazlasıyla alacaklardı. Bu basit bir olaydır ve üzerinde
durulmaya değmez”
şeklindeydi.
Aslında 11 askerin çarpışarak şehit olmaları Türk milletinin ortak
beklentisi idi. ABD ordusu da Türklerin silahla karşılık vermesini
bekliyordu ve kendisini bunun sonuçlarına hazırlamıştı. Fakat Türk
askerleri üstlerinden aldığı emirle silahlarını teslim edip kafalarına
çuval geçirilmesini kabul ettiler. Bunun üzerine ABD tarafı, planlarını
psikolojik savaş uzmanlarının kullanabilecekleri malzemeleri temin
edecek şekilde sürdürdüler. Yani Türk milletinin asla hazmedemeyeceği
görüntüeri maharetle hazırladılar.
Süleymaniye’deki küçük birlik nezdinde Türk askerini ve dolayısıyla Ordu-Millet
karakterli Türk milletini aşağılamak ve gururunu kırmak için her türlü
iletişim araçlarını kullandılar. Sonunda bu konuda plânladıkları
hedeflerinden daha fazla başarı elde ettiler. Çünkü burada askerimize
verdikleri zarar fiziki olarak çok fazla değildi, ama beyinlerde
yarattığı hasar çok büyüktü ve tamiri kolaylıkla mümkün değildi.
Süleymaniye baskını günlerindeki Türk medyasını inceleyenler, bu yazılar
arasında
“ABD’nin kıtalar ötesinden gelerek bu bölgede bulunmasını meşru gören ve
Türk Askerinin güvenliği için dahi olsa başka bir ülkede bulunmasını
kınayan
” yazılar olduğunu görürler. Bu husus yapılan ABD psikolojik savaş
operasyonunun ne derece başarılı uygulanmış olduğunu kanıtlamaktadır.
Hiç ilgisi ve gereği yokken özel kuvvetlerin geçmişinde karanlık
ilişkiler olduğunu iddia edenlerin kullandığı “GLADIO” sözcüklerinin de
basında yer alması plânlı saldırı hareketinin bir başka boyutunu işaret
etmektedir. Bütün saldırılara rağmen Özel Kuvvetler Komutanlığı bilinen
gizlilik kavramı içinde söylenenlerden hiç etkilenmeden, bir adım geri
çekilmeden eskisinden daha ciddi bir vazife anlayışı içinde görevlerine
devam etmektedir.
Bu birlik üzerinde yapılan sürekli propaganda ve aşağılama çabalarına
rağmen istenildiği ölçüde başarılı olunamamasının bir tek geçerli sebebi
vardır. Ecevit, Erdoğan veya bir başka önemli isim dahi bildirse
halkımız bu güzide birliğimiz hakkında söylenen olumsuz açıklamalara
inanmamaktadır. Yani yöneticilerimiz ve aydınlarımız kandırılmasına
rağmen halkımızı kandırmak mümkün olamamaktadır. Aksine halkımız bu çok
özel askerleri ile gurur duyduğunu açıklayarak bütün karalama
çabalarının boş olduğunu vurgulamaktadır. Saldırganlar yeni taktikler ve
hiç kullanılmamış orijinal metotları uygulamalarına rağmen daima
başarısız olmuşlardır. Çünkü Ordu-Millet kavramı milletimizde bütün
canlılığı ile yaşamaktadır.
Ordumuzun tarihteki kahramanlık menkıbeleri ile yetişen insanlarımız bu
askerleri gerçek birer kahraman gibi görmekte ve bunu çekinmeden dile
getirmektedir. Milletin askerleri hakkındaki düşüncelerini değiştirmek
kolay değildir. Bugün yapılan bütün kışkırtmalara, satın alınan basının
yaygaralarına, televizyonlarda nerede ise kendi askerlerini halk düşmanı
ilan edecek kadar ileri giden aydın kılıklı gafillerin sanal
programlarına rağmen halkımız yine oyuna gelmemektedir.
Dünyada küresel güçlerin ele geçirip kontrol altında tutmak için büyük çabalar harcadığı ve bu çabaların Afganistan-Irak işgâlleri ile fiiliyata döküldüğü bir coğrafyada konuşlanan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin güvenliğini sağlayacak yegâne kuruluşu Türk Silahlı Kuvvetleridir.
Dünyada bir benzeri bulunmayan Türk Ordusu; 12.000 yıldır tarih sahnesinde yer alan Türk milletinin Ordu-Millet vasfı ile karakterize edilmiş bir bölümüdür. Türk Ordusu; Türk devletinin belkemiğidir. Onsuz bu coğrafyada yaşamamız mümkün değildir. Bugün ülkemize yönlendirilmiş küresel saldırılar karşısında her zamankinden daha güçlü ve her an harbe hazır bir orduya olan ihtiyacımız ortaya çıkmıştır. Çünkü sadece ülkemize değil, çevremizdeki ülkelere karşı yürütülen küresel saldırılarla meydana gelen sıcak gelişmeler dahi bize bunu dikte ettirmektedir.
Ordumuz Cumhuriyetin bekasının gerçek teminatıdır. Hangi mevki ve
makamda olursak olalım bu yüce kuruma gözbebeğimiz
gibi bakmalıyız. O’nu korumalı ve kollamalıyız. Aksi halde
cumhuriyeti koruyup kollamamız mümkün değildir.
Türk ordusunun devlet ve milletimiz içindeki önemini iyi kavrayan
küresel güçler, içerideki yardakçılarını da kullanarak,”Barış -
Demokrasi - İnsan Hakları” gibi evrensel değerlerin arkasına sığınarak
bu gücü tamamen etkisiz kılmayı ve sonucunda ülkemizin tamamını hiç
direniş görmeden teslim almayı hedefliyorlar. Bu alçakça yönetilen oyunu
milletimiz görerek bu konudaki her türlü saldırıyı elinin tersi ile
itmesini bilmiştir.
Neden hep saldırılarda Özel Kuvvetler gündeme geliyor?
Geçen yüzyıl içinde Türk Silahlı Kuvvetleri yaptığı muharebelerin
çoğunda klasik savaş yöntemlerini değil, özel hallerde muharebe taktik
ve tekniklerini kullanmıştır. Dolayısıyla halkımız ordusunu daha çok bu
yüzü ile tanımıştır. Bu konuyu biraz açalım.
19’uncu yüzyıl sonlarında istiklâl için ayaklanan Balkan milletlerine
karşı Osmanlı subayları Balkanların her köşesinde tipik bir gerilla
muharebesi vermişlerdir. Bu mücadeleler efsanelere, roman ve filmlere
konu olmuştur. Bu mücadeleleri yapan askerler halkın gözünde gerçek
birer kahraman olarak görülmüşlerdir. Günümüzde zevkle dinlediğimiz
Rumeli şarkı ve türküleri bu kahramanları ölümsüz kılmıştır.
Trablusgarp’ta, Balkanlarda ve Arap yarımadasında Türk askerlerinin
savaşları arasında nizami harpler çok azdır. Çanakkale haricinde ordunun
bir kısmı cephede organize kuvvetlerle muharebe yaparken büyük bir kısmı
da cephe gerisinde isyanlarla ve çetecilerle savaşmıştır. Bu
mücadelelerde Türk Ordusu milis kuvvetleri gibi savaştığından
askerlerimiz klasik muharebeden çok özel hallerde harekât konusunda
tecrübe sahibi olmuştur.
İstiklâl Harbinde ise önce dış güçlerin kışkırtması ile başlatılan
isyanlar bastırılmıştır. Bu isyanlar eski askerlerin komuta ettiği
Kuvvay’i Milliye (sivil milis güçleri) tarafından bastırılmıştır.
İstiklâl Harbi’nin askeri gücü olarak önce her bölgede halkın bizzat
oluşturduğu milis birliğinden meydana gelen Kuvvay-i Milliye güçleri ile
Yunan ordusuna karşı konulmuştur.
Güneydoğuda ise bölge halkının destansı direnişi sonunda Fransızlar
bölgeyi terk etmek zorunda bırakılmıştır. Bu direnişi ödüllendirmek
üzere Urfa, Maraş ve Antep şehirlerine Şanlı- Kahraman- Gazi unvanları
verilmiştir. Daha sonra bu milis güçleri nizami ordu birlikleri haline
dönüştürülerek İstiklâlimiz kazanılmıştır..
Türk askerinin özel muharebe görevleri cumhuriyet döneminde de devam
etmiştir. 1925’te Şeyh Sait isyanı ile başlayan isyanları (Ağrı, Tunceli,
Zilan Deresi, Hakkâri ayaklanmaları gibi) bastırmak üzere düzenli ordu
güçleri kullanılarak gayri nizami unsurlara karşı savaş verilmiştir.
1968-1980 arasında iç savaşa dönüşme ihtimali olan teröre karşı
sıkıyönetim uygulaması ile mücadele eden askerlerin uyguladıkları hep
özel harekât türü muharebeler olmuştur. 1980’ li yıllarda başlayan PKK
terör örgütüne karşı yapılan harekât ise, “Düşük Yoğunluklu Savaş”
olarak nitelendirilen tamamen özel hallerde muharebe taktik ve
tekniklerinin kullanıldığı savaş şeklidir.
Olağanüstü Hal uygulamaları ile birlikte Doğu ve Güneydoğuda yoğunlaşan
teröre karşı yeniden yapılanmaya gidilmiş ve kurulan Asayiş Kolordu
Komutanlığı emrinde görev yapacak koruculuk sistemi oluşturulmuştur. Bu
arada Silahlı Kuvvetler mensuplarının tamamına yakını özel harekât
konusunda ihtisaslaşmıştır. Yani, cumhuriyetin kuruluşundan sonra orduda
görev alan subaylar muvazzaf hizmetleri içinde özel hallerde muharebe
yapan birliklere komuta etmiştir.
Bu arada yeniden teşkilatlanarak Kolordu seviyesine çıkartılan özel
kuvvetlerimiz teröre karşı kullanılabilecek dünyanın en iyi yetişmiş
birliği konumunu korumuştur.
İşte bu kısa tarihi çerçeve içinde konuya bakarsak Türk ordusunun en
güçlü yönünün 21’inci asırda bütün insanlığın büyük tehdidi olan terör
olaylarına karşı koyma, yani özel hallerde muharebe alanında olduğu
açıkça görülmektedir.
AB ve ABD destekli PKK örgütüne karşı en iyi savaşan askerlerimiz Özel
Kuvvetler mensuplarıdır. Türk Silahlı Kuvvetlerine yapılan küresel
saldırıların neden özellikle bu birliğimiz hedef alınarak yapıldığı bu
sistem içinde değerlendirilmelidir. Aslında burada asıl hedef olan Özel
Kuvvetler değildir. Hedef önce Türk Silahlı Kuvvetleri ve bilahare
bağımsızlığını bu kuvvete borçlu olan Türkiye Cumhuriyeti Devletidir.
Bunu bilerek tedbirlerimizi buna göre almak gerekmektedir. Çünkü sadece
yurdumuzda değil, Balkanlar, Kafkaslar, Ortadoğu’yu içine alan
dünyanın merkezi konumundaki bu coğrafyada küresel hedefleri
engelleyecek tek örgütlü yapı Türk Silahlı Kuvvetleridir. Bu gücü önce
yıpratmak ve sonra görev yapma azim ve iradesini kırmak maksadıyla her
türlü psikolojik savaş metotları Türk ordusu üzerinde acımasızca
kullanılmaktadır.
Bunu bilerek gözbebeğimiz ordumuza sahip çıkmalıyız.
---------------------------------------------------------------------------------------
TAHİR TAMER KUMKALEDR. TAHİR TAMER KUMKALE'NİN YAZILARINA ULAŞABİLECEĞİNİZ LİNKLER:
http://www.bizimanadolu.com.tr
http://www.ikincivatan.eu