ATATÜRK’ÜN DIŞ POLİTİKASI TEMEL ESASLARI 
DIŞ SİYASET BİR TOPLUMUN İÇ KURULUŞU İLE SIKI ŞEKİLDE İLGİLİDİR. ÇÜNKÜ İÇ KURULUŞA DAYANMAYAN DIŞ SİYASETLER DAİMA MAHKÛM KALIRLAR. BİR TOPLUMUN İÇ KURULUŞU NE KADAR KUVVETLİ, SAĞLAM OLURSA, DIŞ SİYASETİ DE O NİSPETTE GÜÇLÜ VE DAYANIKLI OLUR-Gazi Mustafa Kemâl ATATÜRK(1923)

        3 Kasım seçimlerinde tek başına iktidar olan Ak Parti  iç meselelerle meşgul olmaya fırsat bulamadan birbirinden  çetin ve zorlu dış meselelerle karşılaştı. Dünyanın  yeniden şekillenmesine kadar gidecek bir savaş ortamın yakından yaşadı. Ve halâ bu sorunun üstesinden gelebilmiş değil.
        Dış politika anlayışımızda köklü düzenlemelere ihtiyaç var. İşte burada da Gazi Mustafa Kemâl Atatürk’ün görüş ve uygulamalarına ihtiyacımız olduğu kesin. Atatürk’ün Dış Politikasının Temel Esaslarının her alanda olduğu gibi  bize yol gösterecek iyi bir rehber olduğuna inanıyorum.
        Bilindiği gibi dış politikayı Dışişleri Bakanlığı yürütür. Dış siyasi gücün uygulama alanı diplomasidir.  Bu faaliyet diplomatlar vasıtası ile yerine getirilir. Dış politikada başarılı olmak için içeride güçlü olmak gerekir. Milli güç unsurlarının birbiriyle işbirliği içinde çalışmasını  sağlayacak siyasi güç unsurunuz zayıf ise dış politikada  başarılı sonuçlar beklenemez. Yani sizin iç siyasetiniz başarılı değilse dışarıdan bir şey beklemek mümkün değildir.
        Diplomasi; Devletin milli menfaatlerini sağlamak için, diğer devletlerin kendisi ile ilgili hedeflerini gerçekleştirip onun üzerinden çıkar sağlamasını  önlemek amacıyla  uluslar arası ortamda  müzakereler yoluyla  iradesini karşı tarafa kabul ettirme sanatıdır.
        Siyasetin bittiği yerde Silahlı Kuvvetler devreye girer ve Silahlı HARP dönemi başlar. Diploması silahlı harbin devam ettiği sürece de bitmez ve eskisinden daha yoğun bir şekilde devam eder.
        Diplomaside lider faktörü çok önemlidir. Savaşta kazanan devletlerin masada kaybettiği çok görülmüştür. Ne yazık ki Türkiye’nin ve Türklerin mazisinde böyle kayıplar mevcuttur. Nasıl ki bir harpte güçlü bir komutan idaresindeki küçük kuvvetler kendisinden üstün görünen kuvvetleri  yenmeyi becerebiliyorsa, güçlü diplomatlar vasıtasıyla sürdürülen diplomasiler de dayandıkları milli gücün gerektirdiğinden  daha büyük ve etkili sonuçlar elde edebilirler.  Bunun tarihteki en başarılı örneklerinden birini Gazi Mustafa Kemal Atatürk  üstün bir strateji ve kararlı bir diplomasi ile Milli Mücadelenin sonunu noktalayarak Cumhuriyetin kurulmasını hazırlayan  LOZAN ANTLAŞMASI ile vermiştir.
        Günümüzde diplomasilerde karşılıklı iki devletin  diplomatları yanında uluslar arası diplomasi üreten kuruluşlar  ortaya çıkmıştır. Ülkeler bu kuruluşlara ortak olarak bu teşkilatların yetkili organları tarafından temsil edilmektedir. Globalleşme ve kitle iletişim araçlarındaki baş döndürücü gelişme bu kuruluşların etkisini ön plana çıkartmıştır. Milletler burada milli menfaatlerini kendi adına bu kuruluşlar vasıtasıyla koruyup kollamaktadır. BM, AB, NATO, KEİK, İslam Ülkeleri Birliği, Ekonomik İşbirliği Teşkilatı  v.s gibi kuruluşlar bunlardan sadece bir kaçıdır.
        Dünyanın merkezindeki coğrafi konumu ile Türkiye çok yönlü dış politikalar izleyebilecek bir özelliğe sahiptir.  Türkiye’nin gerek jeopolitik konumu ve gerekse sahip olduğu milli güç potansiyeli bu coğrafyada kendisine dış politika açısından önemli seçenekler sunmaktadır. Bunlardan bazılarını şu şekilde sıralayabiliriz.

-Türkiye bir Asya Ülkesidir.
-Türkiye bir Avrupa Ülkesidir.
-Türkiye bir Akdeniz Ülkesidir.
-Türkiye bir Karadeniz Ülkesidir.
-Türkiye bir Balkan Ülkesidir.
-Türkiye bir Kafkasya Ülkesidir.
-Türkiye bir Ortadoğu Ülkesidir.
-Türkiye bir Nato  Ülkesidir.
-Türkiye İslam Ülkeleri arasında yer alan bir İslam Ülkesidir.
-Türkiye Türk Cumhuriyetleri arasında yer alan bir Türk Ülkesidir.
-Türkiye bütün bu çok yönlü, çok taraflı seçenekleri dolayısıyla bölgesinde güç dengelerini sağlayabilecek Stratejik Bölge     bir  ülkesidir.
        Ve nihayet Türkiye; kendi gücünün farkına varıp ta içte istikrarı temin edip güç birliğini tesis ettikten sonra dünya hakimiyeti için rol üstlenebilecek Dünya ülkesi olmaya aday bir ülkedir.
2003 yılında dünya yeniden şekillendirilirken kendi gücümüzün farkında olmak ve bu şekillenmede ağırlığımızı koymak zorundayız. Bu konuda en güzel ve başarılı örneğimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından oluşturulan ve başarıyla tatbik edilen Dış Politika Esaslarını iyi bilip kavramamız gerekmektedir. İşte  bu yazı dizisinde bu esasları ana hatları ile irdeleyerek günümüz yöneticilerine ışık tutmaya çalışacağım.

        Atatürk’ün dış siyasetinin belirginleştiği iki dünya savaşı arası dönem bir barış devresi olmaktan çok İkinci Dünya Savaşının tohumlarının ekildiği ve milletlerin bu geliyorum diyen savaş için cepheleştiği bir dönem oldu. 1925-1929 arasındaki nisbi yumuşama dönemini takiben 1929-1930 Dünya Ekonomik Krizinden (özellikle zamanın devlerini altüst eden) sonra uluslar arası gerginlik hızla arttı. 1919 düzenini korumak isteyenlerle  bu yapıyı değiştirmek isteyenler arasında giderek kutuplaşma meydana geldi ve bu gerginlik İkinci Dünya Harbinin patlamasına sebep oldu.
        Bu dönemde ülkeler arası  Barış Antlaşmaları hep galiplerin dayatması ile olurken, karşılıklı müzakerelere dayanan tek Barış Antlaşması LOZAN’ dı. Ve bu  Antlaşma Mustafa Kemal’in eseriydi. Türk Kurtuluş Savaşı askeri alandaki başarımızın simgesi olurken bu başarıyı dış politika alanındaki Lozan başarımız takip etti.
        Kurtuluş Savaşından sonra Avrupa başta olmak üzere dünyanın her tarafı kısa sürede bunalımlar içine girerken Gazi Mustafa Kemal Atatürk yönetimindeki Türkiye, başarılı bir dış politika uygulaması ile her iki blokta yer alan  devletlerle dostluğunu korumasını başarmıştır. İki tarafta Türkiye’yi kendi ittifaklarına dahil etmek için büyük çabalar harcamışlardır. İki tarafa da eşit mesafede kalmasını başaran Türkiye; kendi çıkarlarına, uluslararası barışa ve uluslararası hukuka uygun politikasını dikkatle korumasını bilmiştir.
        Atatürk’ün sağlam kişiliğinin ve kararlı mizacının damgasını vurduğu dış politika uygulamaları günümüz için örnek alınacak pek çok temel niteliğe sahiptir.
        Bu nitelikleri ana başlıkları ile özetledikten sonra her birini misallerle detaylı olarak açıklamaya çalışacağım. Bu nitelikler şunlardır.

- Atatürk’ün Dış Politikası; hayâlci değil tamamen GERÇEKÇİ idi. Yani imkan kabiliyetimizle ölçülü yapabileceğimiz hedeflere dayanıyordu.

- Atatürk’ün Dış Politikası; daima DİYALOGA  AÇIKTI. O,başarılı bir diplomasinin temel özelliği olarak şahsi temasların yararına inanıyordu. Bu şahsi temasların ülkeler arasındaki dostluğu perçinleyeceği düşüncesi ile hareket ediyordu.
- Atatürk’ün Dış Politikasında; GÜVENİLİRLİK UNSURU  hakimdi. Söyledikleri ve yaptıkları birbirine uymalıydı. Ancak bu şekilde devletin güvenilirliği dış dünyaya kabul ettirilebilirdi.

- Atatürk’ün Dış Politikasında; Dünü,Bugünü ve Yarını kavrayış birbiri ile uyumlu olmalıydı. Tarih bilgisinin diplomasideki yerini çok iyi bilen Atatürk  bu alanda çok okuyor, gerekli dersleri çıkarıyor, dünü bildiği için bugünü iyi kavrıyor ve böylece yarın olabilecekleri de önceden doğru tahmin edebiliyordu.

- Atatürk’ün Dış Politikasında; Olayların ele alınışında ve çözümlemede Strateji ve taktik alanda hata yapılmamalıydı. Karşılaştığı bütün dış politika sorunlarının stratejik açıdan tahlilini müteakip, problemleri çözümde olayların hepsine birden el atmayıp bunları yapılabilirlik durumuna göre öncelik sırasına koyarak taktik başarılardan sıra ile stratejik sonuçlara ulaşıyordu.

- Atatürk’ün Dış Politikasında; Çok aktif, fakat her türlü maceracılıktan uzak bir uygulama olmalıydı. Daima aktif olarak inisiyatifi elde bulundurmuş, fakat gerçekçilik niteliğine sıkı sıkıya bağlı kalarak maceracılığa sürüklenmemiştir.

- Atatürk’ün Dış Politikasında; Temel esaslardan biri de her şeyden önce  kendi gücüne güvenmektir. Uluslararası alanda kendi gücüne dayanmayan ve bunu kanıtlayamayan ülkelerin yaşama hakkına sahip olamayacaklarını görmüş ve bu prensibe sıkı sıkıya bağlı kalmıştır. Bununla beraber devletin çıkarları gerektirdiğinde bir ittifaka dahil olarak ülkenin kendi sahip olduğu gücünü arttırabileceğine de inanıyordu.

- Atatürk’ün Dış Politikasında;  Milliyetçilik ve İnsaniyetçilik daima ön planda tutulmuştur.  Atatürk gerçek bir Türk Milliyetçisi olmasının yanı sıra insaniyetçi değerlere de büyük önem vermiştir. O,Dünya toplumlarını tek bir aile  ve bütün milletleri birbirleriyle akraba  gibi görmüştür.  Her hangi bir ülkenin sorunlarını , bütün insanlığın sorunu gibi değerlendirmesi gerektiği inancı ile hareket etmiştir.

- Atatürk’ün Dış Politikasında; Batılılaşma çabaları önemli yer tutarken Sömürge devletlerin problemleriyle yakından ilgilenilmeliydi. O,Avrupa’da toprağı olan tek Ortadoğulu Müslüman ülke olma gerçeğine uyarak hem Avrupalı bir kişilik taşıyan ve hem de büyük bir kısmı sömürge durumundaki Doğu dünyasının problemlerine  karşı ilgili olduğunu vurgulayan bir politika izlemiştir.

         Atatürk, Anadolu Halkının Kurtuluş Savaşındaki mücadelesinin bütün mazlum milletlere örnek olacağını görmüş ve bu düşüncesini; “BUGÜN, GÜNÜN AĞARDIĞINI NASIL GÖRÜYORSAM, UZAKTAN, BÜTÜN ŞARK MİLLETLERİNİN UYANIŞINI DA ÖYLE GÖRÜYORUM” şeklinde ifade etmiştir . Bu şekilde kendi zamanında sayıları çok fazla olan sömürge dünyasının yakın bir gelecekte bağımsızlıklarını kazanacağını önceden haber vermiştir.
        Ortaokul çağından itibaren askeri eğitim alan ve ömrünü  muharebe meydanlarında geçiren Gazi Mustafa Kemâl Atatürk’ün üniformayı sırtından çıkardıktan sonraki en büyük çabası Barış için çalışmak olmuştur. Dünya insanlığının  bir daha harp görmesini önlemek için sürdürülen barış çabalarına destek vermiş ve bu yolda ve örnek tutum ve davranışlar sergilemiştir. Atatürk’ün bu çalışmalarını fikir ve düşüncelerinde kolayca bulmak mümkündür.

“ BİZİM KANAATİMİZCE BEYNELMİLEL SİYASİ GÜVENLİĞİN GELİŞMESİ İÇİN İLK VE EN MÜHİM ŞART MİLLETLERİN HİÇ OLMAZSA BARIŞI KORUMA FİKRİNDE SAMİMİ OLARAK BİRLEŞMESİDİR

         Atatürk, 1932 yılındaki bu fikirlerini bilahare geliştirerek bizlere Türk Dış Politikası için çok önemli bir hedef olarak “YURTTA BARIŞ, DÜNYADA BARIŞ” ilkesini göstermiştir. Bu önemli ilkeyi de şöyle ifade etmiştir.

“TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN  EN ESASLI PRENSİPLERİNDEN BİRİ OLAN YURTTA BARIŞ, DÜNYADA BARIŞ GAYESİ, İNSANİYETİN VE MEDENİYETİN REFAH VE İLERLEMESİNDE EN ÖNEMLİ ETKENDİR. BUNA ELİMİZDEN GELDİĞİ KADAR HİZMET ETMİŞ VE ETMEKTE BULUNMUŞ OLMAK TÜRK MİLLETİ İÇİN ÖVÜNÜLECEK BİR HAREKETTİR. (1933)”

        Bütün dünya için barışı isteyen ve bu alandaki faaliyetlere destek veren Atatürk’ün bugünkü Birleşmiş Milletlerin bir önceki versiyonu olan Milletler Cemiyeti’nin geleceğine ilişkin düşünceleri incelendiğinde günümüz uygulamalarının çok ötesinde bir Birleşmiş Milletler anlayışı içinde bulunduğu görülür.
        Dış politikamızı BARIŞ kavramı üzerine inşa eden Atatürk’ün bu konudaki düşünceleri açık ve sarihtir.

 “DIŞ İŞLERİNDE DÜRÜST VE AÇIK OLAN SİYASETİMİZ BİLHASSA BARIŞ FİKRİNE DAYALIDIR. ULUSLAR ARASI HERHANGİ BİR MESELEMİZİ BARIŞ VASITALARIYLA ÇÖZÜMLEMEYİ ARAMAK  BİZİM  MENFAAT VE ANLAYIŞIMIZA UYAN BİR YOLDUR.  BU YOL DIŞINDA BİR TEKLİF KARŞISINDA  KALMAMAK İÇİNDİR Kİ GÜVENLİK PRENSİBİNE, ONUN VASITALARINA ÇOK EHEMMİYET VERİYORUZ. MİLLETLERARASI BARIŞ HAVASININ KORUNMASI İÇİN TÜRKİYE CUMHURİYETİ YAPABİLECEĞİ HERHANGİ BİR HİZMETTEN GERİ KALMAYACAKTIR.(1929)”

        Ulu önder, bu görüşleri ile yıllardır savaş meydanlarında can veren , kan döken ve ülkesinde tam bir harabe bulan Türk Halkının hissiyatına örnek olmakta ve onları ancak barış ve huzur ortamı içinde refah dolu günlere ulaştırabileceğini göstermektedir. Atatürk’ün insanlık ayıbı olarak gördüğü ve millet için zaruri olmadığı takdirde, bir cinayet olarak nitelendirdiği savaşların önlenmesi için ortaya sürdüğü fikirlerde çok tutarlı, dengeli ve uygulanabilir niteliktedir.

 “ EĞER HARP BİR BOMBA İNFİLÂKI GİBİ BİRDENBİRE ÇIKARSA, MİLLETLER HARBE MANİ OLMAK İÇİN, SİLAHLI MUKAVEMETLERİNİ VE MALİ KUDRETLERİNİ SALDIRGANA KARŞI BİRLEŞTİRMEKTE TEREDDÜT ETMEMELİDİR. EN HIZLI VE EN MÜESSİR TEDBİR, MUHTEMEL BİR SALDIRGANA, TAARRUZUNUN YANINA KÂR KALMAYACAĞINI ANLATACAK BEYNELMİLEL BİR TEŞKİLÂTIN KURULMASIDIR. BUGÜN İÇİN EN ACİL İHTİYAÇ  KOMŞU MEMLEKETLERİN  BİRBİRLERİNİN HUSUSİ İHTİYAÇLARINI VE MESELELERİNİ GÖRÜŞMELERİDİR. BUNDAN BAŞKA BÖLGESEL ANTLAŞMALAR BARIŞIN KORUNMASI İÇİN KIYMETLERİNİ ŞİMDİDEN İSPAT ETMİŞLERDİR..(1935)”

        Atatürk’ün bu görüşlerini 15 Nisan 2003 yılındaki deki BM, ABD ve dünya yöneticilerinin dikkatine sunuyorum. Bu görüşler BALKAN ve SADABAT Paktları’nın hazırlanmasına yol açmıştır. Dünyanın Çıban başı konumundaki Balkanlar ve Ortadoğu kısa bir müddette olsa sulh ve sukûn beldesi haline girmiştir. Atatürk, kurulmasını sağladığı bu iki pakt ile bölge barışına önemli katkılarda bulunulurken  çevre ülkeleri ile yapılan ikili anlaşmalar ile adeta dünya milletlerini barış ve kardeşlik duygularında eğitmiştir.
        Dünya barışı ve insanlık için hiç bir liderin söylemeye cesaret edemediği aşağıdaki sözleri Atatürk’ün liderlik seviyesinin önemli bir ölçütüdür.

“MİLLETLER YERLEŞTİKLERİ TOPRAKLARIN GERÇEK SAHİBİDİRLER. ANCAK O TOPRAKLARDA  İNSANLIĞIN DA TEMSİLCİSİ OLARAK BULUNURLAR. ORADAKİ KAYNAKLARDAN KENDİLERİ FAYDALANIRKEN BÜTÜN İNSANLIĞI DA FAYDALANDIRMAKLA YÜKÜMLÜDÜRLER. (NUTUK-1927)"

         Dünya kaynaklarının dünya milletleri arasında adilâne dağıtılması hakkında böyle derin ve insancıl  düşünceleri olan Atatürk bugün yanı başımızda Irak’ta yağmalanan tarih hazinelerini görünce acaba ne derdi ?
        Evet milletler, sahip oldukları topraklarda insanlığın da temsilcisi olarak bulunmaktadırlar. İnanıyorum ki, insanlık Atatürk’ün belirttiği anlayış seviyesine ulaştığında dünyanın yönetimi daha kolay olacaktır.

         Atatürk’ün Dış Politikasının  başlıca hedefleri nelerdir ?
         Atatürk’ün Dış Politikası hangi amaçların elde edilmesine yöneliktir ? İşte bunları iyi tespit etmeden bu politikaların temel niteliklerini anlamamız mümkün değildir.Gazi Mustafa Kemâl Atatürk tarafından uygulanan Türk Dış Politikası dört ana hedefin elde edilmesine yöneliktir. Bunlar;

1. Misak-ı Milli Belgesinde ifadesini bulduğu biçimde MİLLİ BİR DEVLET OLUŞTURMAK,
2. HER ALANDA BAĞIMSIZLIĞI GERÇEKLEŞTİRMEK ve ELDE EDİLEN BU BAĞIMSIZLIĞI ÖZENLE KORUMAK,
3. Savaşın ne demek olduğunu bilen ve barışı daima savaşa tercih eden bir kişi olarak; BARIŞI SAĞLAMAK ve BU BARIŞI MUTLAKA KORUMAK,
4. Yeni Türkiye’ye çağdaş bir yapı kazandırmak üzere MODERNLEŞMEK ve DEMOKRATLAŞMAK’ tır.

     Şimdi bu dört hedefi biraz daha açarak irdeleyelim.

       MİLLİ BİR DEVLET OLUŞTURMAK; Gazi; içinden yetiştiği Osmanlı Devleti’nin çok milletli, çok kültürlü  yapısının bir devleti nasıl dağılma noktasına getirdiğini yaşayarak öğrenmişti. Yıkılışın bütün safhalarını bizzat yaşamıştı. Bu nedenle bu son Cihan İmparatorluğunu oluşturan temel unsur olan Türklerin artık kendi millî devletlerini kurmaları gerektiğine inanmıştı. Zaten çağın en önemli akımı olan ve imparatorluğun dağılmasına yol açan MİLLİYETÇİLİK kavramı da bunu gerekli kılıyordu. Aslında oluşturulmasına çalışılan Milli Devlet anlayışı dışa olduğu kadar, artık tamamen çürümüş ve çökmüş olan Padişahlık sistemine karşı da bir başkaldırı niteliğinde idi.
        Kurtuluş Savaşını “Türk Milleti’nin Kayıtsız Şartsız Egemenliği” ilkesine göre çalışan Milli Meclis yapmıştır. Atatürk’ün TBMM ile başlayan millileştirme çabaları Türklük bilincinin yeniden ortaya çıkartılması, Türk Diline, Türk Tarihine ve Türk Kültürüne özel bir önem verilmesi ile faklı bir milliyetçilik anlayışı benimsenmiştir. Bu anlayış çağının milliyetçilik anlayışının getirdiği yayılmacılık fikrinin dışındadır, ve özellikle içeride birliği, beraberliği  ve bütünleşmeyi temin için kullanılmıştır.

         Atatürk’ün Dış Politikasının temel hedeflerinden ikincisi;  BAĞIMSIZLIĞIN KORUNMASI’ dır.
        Türklerin millî karakteri olan “Bağımsızlığına düşkün bir millet olma vasfı”Gazi’nin Samsundan başlayan Milli Mücadele rotasının temel dayanak noktasını teşkil etmiştir. Bunu Atatürk Nutuk’ta Sivas Kongresinde yaptığı konuşma ile şu şekilde dile getirir. “EFENDİLER BU VAZİYET KARŞISINDA BİR TEK KARAR VARDI.  O DA HAKİMİYET-İ MİLLİYEYE MÜSTENİT, BİL KAYD-Ü ŞART MÜSTAKİL YENİ BİR TÜRK DEVLETİ, TESİS ETMEKTİ”
         Kurtuluş Savaşını kazanan Atatürk’ün bundan sonraki Dış Politikası tamamen şehit kanıyla elde edilen bağımsızlığın korunması üzerine inşa edilmiştir. Bunun  için elde edilen dengelerin korunmasında büyük titizlik gösterilmiştir.
        Atatürk ayrıca çağının iki dev gücü olan İngiltere ve Rusya’nın Dostlukları arasında son derece iyi işleyen bir denge tesis ederek, bu iki gücün birbirlerine olan husumetinden yararlanmıştır. Bilindiği gibi Türkiye’nin SSCB ile Milli Mücadele esnasında karşılıklı çıkar dengesine dayanan işbirliği ile başlayan yakınlaşmasına karşı, savaşın sonunda İngiltere ile kurulan ittifaklarla dengeli bir uluslararası politika takip edilmiştir. Buna göre Türkiye; Kurtuluş Savaşı’nda SSCB ile gerçekleştirilen yakınlığı, Savaş sonrasında İngiltere yakınlığı ile dengede tutarak  Osmanlı’nın son devirlerinde yaptığı tek yönlü ittifakların hatasını telafi etmiştir.

         Atatürk’ün Dış Politikasının üçüncü hedefi ELDE EDİLEN BARIŞIN KORUNMASIDIR.
        Atatürk’ün barışçı kişiliği bu hedefin seçilmesinde ve ısrarla takibinde en önemli etkendir. “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” ilkesi O’ nun barışa verdiği değerin en sarih ifadesidir. Fakat bu anlayış; “Her ne pahasına olursa olsun barış” demek değildi. Nitekim Kurtuluş Savaşımızda da görüleceği gibi Gazi, “ Türkiye’nin  hakları  tam olarak kabul edilmeden” barışı kabul etmemiştir.  Sadece Türkiye’de değil, dünya milletleri arasında gerçek bir barış ortamının sağlanması Atatürk’ün en büyük ideali idi. Bunun için savaşın sebepleri üzerinde durmayı çok önemsiyordu. Ve bu sebepler  tam olarak kaldırılmadan gerçek bir barışın tesisi edilemeyeceğine inanıyordu.
         Günümüzde ABD’nin her türlü hukuk sistemini altüst ederek “Irak’ı işgal etmesi” gibi hukuka değil de güce dayalı bir Dış Politika anlayışının tamamen karşısında idi. Hukuka bağlılık Atatürk Dış Politikasının temel ilkelerinden biriydi.

        Atatürk’ün Dış Politikasındaki en önemli ve son hedef  MODERNLEŞME (Batılılaşma) ve DEMOKRATLAŞMADIR.
        Yeni Türkiye’ye her alanda çağdaş bir görünüm kazandırmak, yani modernleştirmek üzere bir seri inkılâplar gerçekleştiren Atatürk Modernleşmek için Batıya yönelmek gerektiğini düşünüyordu. Batılılaşma çağın gereğiydi ve Türkiye dışarıya karşı gücünü batılılaşma hareketleri ile ispat edebilecekti. Bu yüzden modernleşme Türkiye’nin başlıca dış politika hedeflerinden birini oluşturmakta idi.
        Demokrasi de batının, yani çağdaş dünyanın temel yönetim biçimi olduğuna göre Türkiye buna da yönelmek zorundaydı. Ayrıca Atatürk çok iyi tanıdığı Türk insanının doğuştan demokrat bir kişiliğe sahip olduğuna inanıyordu. İşte bunun içinde demokrasiyi ülkemiz için gerekli görüyordu. Bu maksatla batılı demokrat ülkelerle iyi ve yakın ilişkiler içine girilmeli ve bu ülkeler her alanda çok yakından takip edilmeli idi.

Dr.Tahir Tamer Kumkale'nin bu yazısı 15-16-17 Nisan 2003 Tarihli Önce VATAN Gazetesinde Yayınlanmıştır.